Back To Top
‘İşgal günlerinde İstanbul’

‘İşgal günlerinde İstanbul’

 - Son Güncelleme: 19.01.2020 Pazar 08:28
- A +

Eskilerin “meşâhîr-i meçhûle” dedikleri, bir zamanlar hayli şöhret sahibi olmakla beraber zamanla unutulmuş değerli adamlar vardır. Hakkı Süha Gezgin bunlardan biri...Yıllar önce onun Yeni Mecmua’da 1940’larda neşredilmiş edebî portreleriyle Aydabir mecmuasını 1950’lerde bezeyen musikişinas portrelerini bir araya getirerek Edebî Portreler adıyla kitaplaştırmış, tabii bu vesileyle hayatını da biraz kurcalamıştım.

Hakkı Tarık Us’un çıkardığı Vakit gazetesinde de yıllarca sütun yazarlığı yaptığı için “Vakit Muharriri” diye tanınan ve İstanbul Erkek Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak birkaç nesli derinden etkileyen Hakkı Süha, aynı zamanda Neyzen Emin Efendi’den meşk etmiş kudretli bir neyzendi ve Beşiktaş’ta, Şair Nedim Sokağı’ndaki evi zor zamanlarda musikimizin nefes alıp verdiği mekânlardan biri oldu. Alaeddin Yavaşca üstadımız, Hakkı Süha’nın hem İstanbul Erkek Lisesi’nden talebesi hem de musikişinas olarak evinin müdavimlerinden biriydi. Tarık Buğra’nın hiç unutamadığı edebiyat öğretmeni de Hakkı Süha’dır.

Yazı hayatına Genç Kalemler mecmuasında şiirle başlayan ve gazeteciliğe başladıktan sonra nesre yönelen Hakkı Süha’nın 1915 yılında Karargâh-ı Umumi İstihbarat Şubesi tarafından gördüklerini kendi sanatlarının diliyle halka anlatsınlar diye Çanakkale cephesine davet edilerek Arıburnu ve Seddülbahir cephelerini gezen ediplerden biri olduğunu da hatırlatmakla yetiniyorum.

* * *

Mütareke yıllarında yakın dostu Hakkı Tarık Us’un çıkardığı Vakit gazetesinde çalışırken yazılarından bazılarında da sonradan “Gezgin” diye Türkçeleştirip soyadı olarak alacağı “Seyyah” müstearını kullanan Hakkı Süha’nın iç karartıcı işgal günlerinde İstanbul’u köşe bucak gezerek günlük hayata dair yazılar yazdığını bilmiyorduk.

Çok dikkatli ve çalışkan bir akademisyen olan Nuri Sağlam, bu değerli yazarın Vakit gazetesinde Hakkı Süha, H.S. ve Seyyah imzalarıyla yazdığı, 81’i “İstanbul Hayatı” başlığı altında neşredilmiş olan 137 yazısını bir araya getirdi ve İşgal Günlerinde İstanbul ismiyle kitaplaştırdı. “1920’lerden Cumhuriyet’e İstanbul’un Toplumsal Tarihi” alt başlığını taşıyan kitabı okurken Hakkı Süha’yla birlikte İstanbul sokaklarında köşe bucak dolaşıyor, camilerden tekkelere, kahvehanelerden Şehzadebaşı ve Beyoğlu’ndaki eğlence mekânlarına, kahvehanelerden meyhanelere, musiki mahfillerinden edebiyat çevrelerine dolaşmadık yer bırakmıyor, her kesimden İstanbullularla, hatta Beyaz Ruslar gibi yabancılarla vb. görüşüyor, Halit Ziya Uşaklıgil, Neyzen Tevfik, Ahmet Rasim gibi şöhretlerle mülâkatlar yapıyorsunuz.

* * *

Hakkı Süha’nın izlenimlerini Vakit gazetesinin okuyucularıyla paylaşmak için hiç şüphesiz “tarifsiz kederler içinde” dolaştığı işgal İstanbul’unun tam bir çöküntü halini yaşadığını ayrıca belirtmeye gerek yok. Yazıları okurken bunu derinden hissediyorsunuz. Nuri Sağlam da önsözünde, aşağı yukarı dört buçuk yıl süren işgal yıllarında günlük hayatta ahengin nasıl bozulduğunu, halkın büyük çoğunluğunun açlık ve sefalet pençesinde nasıl kıvrandığı ve buna bağlı olarak ahlakî değerlerde yaşanan yıpranmayı çok iyi anlatmış.

Bu 578 sayfalık kitapta öylesine canlı hayat sahneleri anlatılıyor ki, 1920’lerin İstanbul’una adeta tayy-ı zaman ediyorsunuz. Ne yazık ki bu yazıda hepsinden söz etmeye imkân yok. “Seyyah”ın sadece kültür hayatımızın nefes alıp verdiği mekânlardan biri olan Sahaflar Çarşısı’nın o yıllardaki acıklı vaziyetini yansıtan gözlemlerinden kısacık bir bölümü altftaki kutuda bulacaksınız.

* * *

1957 yılında emekli olan ve şaşırtıcı bir hızla unutulan Hakkı Süha Gezgin, son yıllarında yakalandığı kanserden kurtulamamış, 7 Kasım 1963’te hayata veda etmişti. Bu vesileyle bu büyük yazı emektarının hatırasını saygıyla yâd ediyor ve Kapı Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturulan İşgal Günlerinde İstanbul’u yakın tarihimize meraklı bütün okuyucularıma hararetle tavsiye ediyorum.

Sahaflar arasında

Kim derdi ki bir gün gelip bu irfan edebiyat meşheri, içinde abur cubur satılan bir pazar yerine terk-i mevki edecektir.

Dün oranın ihtiyarlarıyla görüşmek için kalktım Bayezid’e gittim. Umumi Kütüphane’nin önünde bir müddet güvercinlerin gürültülü uçuşlarını, seri baş sallayışlarıyla yem toplamalarını seyrettikten sonra ağır ağır sağıma saptım. İlk dükkân, artık büsbütün kütüphane, sahaf çeşnisini kaybetmişti. Biraz ötede bir köfteciye kalbolmuş bir tanesini hüzünle seyrettim.

Nihayet bir üçüncüsü karşısında durdum. İçeride ak sarıklı bir zat oturmuş fasulye ayıklıyordu. Güvercin yuvalarını andıran bölmeli raflarda tozlu ciltler sıralanmış, sağlı sollu kitap yığınlarıyla dükkân pek daralmıştı. Orta yerde bazı yerleri delinmiş bir keçe üzerinde kül dolu bir sac mangal vardı. Dükkânın dış tarafına isabet eden kısımda ağız tarafları örülmüş pirinç, fasulye, nohut ve mercimek çuvalları sıralanmıştı. Boynundan bir sicim parçasıyla asılmış iki zeytinyağı şişesi rüzgâra tabi sallanıp duruyordu.

Bulunamayacağını bildiğim halde “Baba,” dedim, “Nef’î Divanı bulunur mu?”

İhtiyar döndü, biraz karışık sakal ve bıyıkları arasında kaybolmuş ince ve kansız dudaklarını zarif bir tebessümle bükerek:

“Oğlum,” dedi, “kitapçılıktan geçeli çok oldu. Bulgurculuktan ne hayır?”

Ellerinin müphem bir işaretiyle rafları ve kitap setlerini göstererek:

“Ne bunları alacak para ne de anlayacak kafa kaldı. Nef’î Divanı’nı ne yapacaksın?

……..

Oğlum, çarşıyı görüyorsun işte. Burasına artık Sahaflar Arası demek gülünç olur. Kırk sene evvel burası memleketin irfan ve zarafet erbabını cezbeden bir yerdi (…) Bir o maziye bak bir de şu hale bak… Kahtlık, yalnız buğdaya değil memleketin zekâsına, kabiliyetine de çöktü. O kadar ki kitapçılık bizlere ecdattan intikal etmiş bir meşgale olduğu halde işte bugün fasulye ve bulgur satmakla nafakamızı tedarikte çalışıyoruz. Bir aydan beri bir kitap satmadığıma yemin etsem başım ağrımaz. Mesleğim müsait olsa idi senin Nef’î Divanı’nı istediğin zaman kahkahalarla gülecektim. Senin karnın tok galiba…” (s. 147-149)

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Sanatsever 19 Ocak 2020 15:51
Değerli yazarımızdan İstanbul'da bugün sona erecek olan hattat Muhammet Mağ'ın "hiç" lafzına dair hat ve tezhib karışımı sanat sergisini yazmasını istirham ederim
Halil 19 Ocak 2020 12:25
1920'lerde Sahaflar bu durumda mıymış?..Herhalde daha sonraları kitap ve kültürle yeniden canlanmış olmalı.Şimdiki haline evrilmesi ise 1980-90'lar diye biliyorum.
Karar Okuru 19 Ocak 2020 09:21
Hocam sizin gibi mutefekkir insanlar olmasa nasil haberimiz olacakti boyle degerlerden. Tesekkur ederiz kitap tanitimi icin. Gecenlerde okudugum ve beni cok etkileyen benzer bir kitabin ismini de yazayim buraya ilgilenen arkadaslar icin: Bir Turk Ailesinin Portresi, Irfan Orga.
Eline koluna saglık,teşekkürler
KARAR OKURU 19 Ocak 2020 01:50
Tam bana gore hemen alayim insallah cok tesekkur ederim:) Hocam bir de buna benzer Osmanlinin son donemi İstanbul'unu esnaf agzindan anlatan Ermeni bir firincinin, Hagop Mintzuri'nin, İstanbul Anilari var, o da insani o sokaklara, o gunun kosullarina goturuyor, cok fikir verici, nacizane onu da onermek isterim..
KARAR OKURU 19 Ocak 2020 01:31
Sahafların bu hale gelmesine çok üzüldüm. Belediye, kültür bakanlığı vb kurumların katkısıyla orijinal haliyle koruma altına alınamaz mı sahaflar çarşısı acaba?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN