Back To Top
Münevver, aydın, entelektüel

Münevver, aydın, entelektüel

 - Son Güncelleme: 30.06.2018 Cumartesi 23:28
- A +

Yunan mitolojisinde Atina’yı Megara’ya bağlayan yolda pusuya yatıp yolcuları soyan Prokrustes adında bir hayduttan söz edilir. Bu haydudun iki demir yatağı varmış; soyduğu yolcuları bunlara yatırır, boyu yataktan uzun olanların ayaklarını keser, kısa olanları da çekip uzatırmış. Türk aydınları da Tanzimat’tan itibaren Prokrustes rolünü benimsediler ve toplumu kendi kafalarındaki modele göre kesip biçerek değiştirmek, dönüştürmek istediler. Hem de hoyratça, saygısızca... Hemen her kesimden aydınlar totaliter ve otoriter eğilimler taşıyor, kafalarındaki soyut milleti yüceltirken somut halkı küçümsüyor, aşağılıyorlardı. En ufak bir direnişe, en cılız itiraz sesine bile tahammülleri yoktu.

Aşağılanan, horlanan toplumla nasıl güçlü bağlar kurulabilir? Aydınların en büyük hatalarından biri, dini hayattan kovabilecekleri vehmine kapılmaları olmuştur. Bu savaşta elde ettikleri tek başarı, kendilerini toplumdan bütünüyle soyutlamak, seçkinlerinden ve eğitim kurumlarından mahrum ettikleri dini de bir problemler yumağı haline getirmek oldu. Pozitivist aydınların bu çaba sonunda vardıkları yer, içinde yaşamak zorunda oldukları toplum hakkında derin bir cehaletten başka bir şey değildir.

***

Aslında bu “aydın” kelimesini de, onun eskiden kullandığımız Arapça menşeli karşılığı olan “münevver”i de sevdiğimi söyleyemem. Bizde pozitivizmin ve Aydınlanma ideolojisinin militanları ve bilgi hamalları olarak tasavvur edilen okumuş yazmışlara aydın dediler. Yabancı bir kelime olmasına rağmen “entelektüel”i tercih ediyor ve bazı rezervlerim olmakla beraber, Edward Said’in entelektüel tarifini benimsiyorum.

Said’in tarifini “haksızlık karşısında susmamak ve hakikati aramak” diye kısaca özetlemek mümkün. Kendi aklını kullanan, sorgulayan, sadece mensup olduğu milletinin değil, bütün insanlığın dertleriyle dertlenen adamdır entelektüel; dürüst, gerektiğinde tek başına kalmayı, hatta dışlanmayı göz alarak hakikat uğruna savaşandır. Devrin temayüllerine göre pozisyon alan, hatta kılık kıyafet değiştirenler, allame bile olsalar entelektüel olamazlar. Değişme, ancak derin bir sancının ve iç hesaplaşmanın sonucunda gerçekleşirse saygıya değerdir. Entelektüel, her türlü totaliterliğe, otoriterliğe karşıdır. Muhalif olmak için muhalif değildir; muhalif olduklarının doğrularını takdir edebilen, desteklediklerinin hatalarını gösterebilendir.

Bir entelektüelin ayırıcı vasıflarından biri de, yaşadığı çağın ruhuna nüfuz edebilmesi, dünyada olup bitenleri dikkatle takip etmesidir. Fakat daha da önemlisi, her entelektüelin kendi ülkesinin dilini, tarihini, kültürünü ve edebiyatını bilmesi, hitap etmek zorunda olduğu halkın hassasiyetlerine saygı göstermesi gerekir. Düşmanca yaklaşan aynı şekilde karşılık görür. Bu, bir entelektüelin kendi halkını ve kültürünü eleştiremeyeceği, yeni teklifler getiremeyeceği, problemlere gözlerini kapatacağı anlamına gelmez; eleştirmek ve değişim talebinde bulunmak için de tanımak ve bilmek şarttır. Entelektüel, içinden geldiği tarihin, kültürün ve içinde yaşadığı toplumun kölesi olmamalı, ama cahili ve düşmanı hiç olmamalıdır. Eleştirilerini bile daha iyi bir gelecek, daha huzurlu bir toplum, daha adil bir düzen için yapmalı ve elbette her türlü şovenizme her hâlükârda karşı çıkmalıdır.

Bu kriterler esas alındığı takdirde Türk entelijansiyasının profili pek parlak görünmüyor. Zihin dünyalarında bağımsızlığa, özerkliğe pek hevesli görünmeyen muhafazakâr aydınların dünya ile irtibatları da pek zayıf. Sosyalistlerin ve bazıları eski Marksist olan liberallerinse toplumla bağları çok gevşektir; içinden çıktıkları, fakat aidiyet hissetmedikleri, hatta küçümsedikleri toplumun hassasiyetleri, hayat tarzı ve inançları hakkında derin bir cehaletle maluldürler.

***

Bütün iktidarlar entelijansiyayı yanlarında görmek ister, kendilerine muhalefet edenleri genellikle dışlarlar. Bu dışlama, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, toplu kıyımlarla ve sürgünlerle bile sonuçlanabilir. Türkiye’de de muhalif aydınların çeşitli metodlarla ezilip tasfiye edildikleri dönemler yaşandı. Gerçek bir aydının, yani entelektüelin vazifesi, tasvip ettiği görüş iktidarda bile olsa kafa bağımsızlığını, özerkliğini korumaktır. Ne var ki bizde aydınlar çok uzun süre iktidarların kurucu ortakları oldular ve bir aydın despotizmi inşa ettiler. Elbette kendi iktidarlarına karşı özerk olamazlardı.

İktidarların kurucu ortakları olan aydınlar, kendileri gibi düşünmeyen aydınları devletin aygıtlarını kullanarak ezmeye, susturmaya çalışmış, ezilenler de ellerine fırsat geçtiğinde aynı şekilde davranmışlardır. Her iki tarafın aydınlarının en kötü alışkanlıkları ise birbirlerini devlete ihbar etmeleri, cezalandırılmalarını istemeleridir. Türk basınındaki polemikler geriye doğru gözden geçirildiği takdirde, maalesef, her bakımdan utanç verici bir tabloyla karşılaşılacaktır.

 

NOT 1. Seçim sonuçlarının milletimiz, İslâm âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyor, bu seçimden zaferle çıkan Cumhurbaşkanımızı, AK Parti’yi ve MHP’yi tebrik ediyorum.

NOT 2. Bu yazıyı yazdıktan sonra dünya çapında bir ilim tarihçisi olan Prof. Dr. Fuat Sezgin’in vefat ettiğini öğrendim. Büyük âlime Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

DERKENAR

‘Sürgün, İntihal ve İntihar’

Genç ve titiz bir araştırmacı olan Selçuk Karakılıç’ın “Edebiyatımızın Siyasetle İmtihanı” alt başlığını taşıyan Sürgün, İntihal ve İntihar isimli kitabı dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum. Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan, birbirinden ilgi çekici konuların ele alındığı bu güzel kitabı okumaya başladı mı elinizden bırakamıyorsunuz.

18-06/30/surgun-intihal-ve-intihar.jpg

“Edebiyat ve Siyaset” ve “Sürgün, İntihal ve İntihar” başlıklarını taşıyan kitabın birinci bölümünde mesela Necip Fâzıl’ın 1940’ların başında CHP tarafından açılan tiyatro oyunu yarışmasında jüri tarafından birinciliğe lâyık görüldüğü halde, bu birinciliğin parti tarafından nasıl iptal edildiğini, Safahat şairinin polis tarafından nasıl sıkı bir şekilde takip edildiğini, Sait Faik’in Medar-ı Maişet Motoru isimli romanının niçin yasaklandığını, Fuat Köprülü’nün bir siyasetçi olarak nasıl bir profile sahip olduğunu, Faruk Nafiz Çamlıbel’in Yassıada’da kendini nasıl savunduğunu vb. okuyor ve hayretler içinde kalıyorsunuz. Kitabın ikinci bölümü de, başlığının hakkını veren yazılardan oluşuyor.

Gazete koleksiyonlarının tozlu sayfalarından bin bir emekle derlenmiş bilgilerle Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki belgelerin kullanıldığı bu önemli kitabı kültür ve edebiyatımızın yakın tarihine meraklı bütün okuyucularıma tavsiye ediyorum.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
engineer 07 Temmuz 2018 10:43
yazının başlığı; mefkûrecilik-ülkücülük-ulusalcılık çağrıştırdı..
KARAR OKURU 02 Temmuz 2018 16:32
Ben mi yazıyı tam anlayamadım acaba? Yazarın yazının Sonunda kazanan partiyi tebrik etmesinin bi sakıncasını göremedim. Sağ ve solu iyi tanıyan, onların asgari müştereklerini ön plana çıkarıp bağlantılarımızı yazılarıyla anlatan Beşir Ayvazoğlu kültür bakanı olmalıdır diye düşünüyorum..
Delidumrul 01 Temmuz 2018 14:13
Mehmet Akif'i Mısır'a, Nazım Hikmet'i Rusya'ya süren zihniyet aynı zihniyet. Menderes'i asıp, Sincan'da tank yürüten ve üniversite kapılarında başörtülü ayıklayan zihniyet de o, şimdi de, planı tutmayınca, seçilmiş bir devlet başkanına, "diktatör" diyerek, hasta nefsi için iç barışı bile tehlikeye atmaktan çekinmeyin zihniyet de o...
Hasan Rahmi Bilgin 01 Temmuz 2018 12:24
Beşir bey, bu yaptığınız tanımlamaların neresinde duruyorsunuz? hakikaten memleketimizde yaptığınız tanımlamalara uyan profilde kişiler var mı? korku imparatorluğu inşa edilirken tuğla taşıyıcılığı yapmayın lütfen... selam ve dua ile...
KARAR OKURU 01 Temmuz 2018 14:18
0
Beşir bey farklı bir ülkeden bahsetmiş sanırım.
peyami 01 Temmuz 2018 12:22
“Siyasal dil, yalanları doğru, cinayetleri saygın göstermek ve içi tamamen boş sözlerle doluymuş görüntüsü vermek amacıyla tasarlanmıştır.” (Entelektüel, E. Said, s. 42, Orwell’e atıf.) “Ama” alelade bir bağlaç değil!
İroninin böylesi! Entelektüelin uzun uzun tarifini yapacaksınız, bilhassa muhalif yönünü ön plana çıkaracaksınız, çok daha önemlisi entelektüelin otoriterliğin ve totaliterliğin düşmanı olduğunu ifade edeceksiniz, yazının sonunda da gayet coşkun bir tonla Cumhurbaşkanı, AKP ve MHP'yi kutlayacaksınız. Bu bir "ben entelektüel değilim" yazısı mıydı?
KARAR OKURU 01 Temmuz 2018 13:59
7
Siz bu konulara kafa yormayın, Sözcü filan okumaya devam edin...
ben bir sevda kuşuyam 01 Temmuz 2018 15:36
0
@ 13:59 Ben de size kafanızı A Haber'den kaldırın mı demeliyim yani şimdi? Bakın ben Ayvazoğlu'nun şahsıyla ilgilenmiyorum. Kamusal alana bırakmış olduğu bu yazıdaki eylem-söylem çelişkisini bir okur olarak ifade ettim. Siz ise söylediklerime cevap vermek yerine aklınızca beni alaya alıyorsunuz. Sözlerimi yanlış bulduysanız lütfen gerekçeleriyle açıklayın, yanılıyorsam ben de anlayayım. Yok, bu tavrınız gizli ve kendinize dahi ifade edemediğiniz bir onayın tezahürüyse, yavaş yavaş gerçeklerle yüzleşmeye başlasanız iyi olur.
EleştirelBakış 01 Temmuz 2018 15:52
0
Bence de olması gerektiği gibi sert bir tavırla eleştirmişsiniz. Sağolun. Yazarı çok sevmeme rağmen bu konulardaki tavrını beğenmiyorum. Birde sayın KARAR OKURU bazıları sizin gibi milleti kovarken bazıları normal yorumlarını yazıp görüş bildiriyor.
Has Parti 01 Temmuz 2018 02:23
Bir şeyler yazacaktım Süleyman Soylu ve Alattin Çakıcı'dan korktuğum için yazmıyorum.
peyami 01 Temmuz 2018 01:17
Tanzimat ve sonrası için yazılanlarda, “Tanzimattan beri…” ifadesi zihnimi hep kurcalar. Saygılarımı sunarım efendim.
peyami 01 Temmuz 2018 01:16
Pek muhterem Beşir Bey, merakımı celbetti, toplumu kendi kafalarındaki modele göre kesip biçerek değiştirmek isteyen Türk aydınları kimlerdir? Bana kalırsa yorumunuz çok iddialı ve toptancı! “Tanzimattan beri…” denildiğinde, neden peşi sıra bir yas evine giriyoruz ve neden ağıtlar yakılıyor. Neden bu ağıtları yakanlar genellikle sağcı, muhafazakâr ve İslâmcı oluyor? Bence sol tandanslı tarihçiler Tanzimat ve sonrasını daha bütünlüklü ve daha objektif değerlendiriyor. Niyetim meseleyi ideolojik zemine çekmek değil.
Net 01 Temmuz 2018 15:53
0
Are you sure?
Evet 01 Temmuz 2018 00:56
Tebrikler! Ak parti değil de CHP iktidarında olsaydı bu yazınıza cesaretinizden dolayı bir kere daha tebrikler yağdırırdım. Ama bugün bunları yazmak elbette doğru tesbitler ama ne topluma ne de ona düşman olan o kesime hitap etmiyor. Havada ve geç kalmış bir tesbit.
KARAR OKURU 01 Temmuz 2018 00:24
Nazım Hikmet toplumunu tanırdı, Yaşar Kemal de...Yasar Kemal bir kültür adamı gibi, ilmik ilmik Çukurova'nin yaşantılarını romanlarinda yeniden örmüştü.. Orhan Kemal, Kemal Tahir ve diğerleri.. Oğuz Atay'da insanını tanırdı, şu şehirleşen kaygılı insanını..Siz toplumu tanımak dini tanımaktan geçer gibi bir yaklaşım savunuyorsunuz. Doğru bulmuyorum, entellektüel eğer Edward Said'in entellektüel tanımında ki gibi olacaksa, Necip Fazıl kesinlikle sınıfta kalırdı..Bu arada 'Entelektüel, her türlü totaliterliğe, otoriterliğe karşıdır.'söz
EMG 01 Temmuz 2018 00:50
3
Evet, toplumu tanımak dini tanımaktan geçer. Dinsiz bir toplum hayal dahi edilemez. Ütopyadır. Üzgünüm.
Haayırrr 01 Temmuz 2018 01:01
3
Nazım toplumu tanırdı ama ona uzak bir özlemle yaşadı. Yoksa o halk onu bağrına basardı. O bu topluma yabancı idi. Onun 1000 yıllık dinini hiçe saydı. Maalesef. Aslında bu manda hiç tanımadı da diyebiliriz
peyami 01 Temmuz 2018 03:28
3
Yazar haklıdır. Bir entelektüel, içinde yaşadığı toplumun dinine "inanç objesi" olarak değil, bir "bilgi objesi" olarak bakmayı bilmeli. İdeoloji perdesini yerle bir etmelidir. Sağ kesimden entelektüel çıkması zordur. Solcular kendi bildiklerini okur. Solun entelektüelleri tarih bilmez, filoloji bilmez, dinden öcü görmüş gibi kaçarlar. Velhasıl, -yirminci asır için- bizim filozoflarımız olmadığı gibi, Said kalibresinde entelektüellerimiz de yoktur.
peyami 01 Temmuz 2018 03:44
0
Birikincisi, Türkiye bu asırda zamana hükmetmeli. Necip Fazıl-Nâzım Hikmet; Atatürk-Abdülhamit II gibi, geçen asırdan kalma yapay karikatür oyunları ile kaybedecek vaktimiz yok. Bu ülkenin evlatları, bilginin, bilmenin, merakın, kitabın, hayretin tadına varmalı. Lütfen şahısları kılıç kalkan haline getirmeyin! Necip Fazıl da, Nâzım Hikmet de şu yalnız ve güzel ülkenin has evlatları. Gurur duyun.
Ali Kılçık 01 Temmuz 2018 11:32
0
Sol entelektüeller dini tanımadan, önemini kavramadan din düşmanlığı yapıyor; o yüzden söyledikleri havada kalıyor. Sağ entelektüeler ise felsefi anlamda tenkitçi bir nazarla dini anlamaya, derinliklerini keşfetmeye çalışmıyor, bilakis dini sadece ritüellerden ibaret sayıyor; buna aykırı davrananı dinsiz sayıyor. Ülkemizde gerçek anlamda teolog (ilahiyatçı) yetişmemesi, sebebi ne olusa olsun, en büyük eksiğimiz.
KARAR OKURU 01 Temmuz 2018 14:01
0
Doğrudur, solun dinin derin mevzuatlarini vakıf olmasını beklemeyiz, ama dinin yaşamda görünürlügü, yarattığı prarikler, buraya özgü beliren formları, yani sosyal hayata nüfus eden bir bilgi nesnesi olarak bunları bir çok sol entellektüel güzel irdelemistir yazdıklarında. Ama İslami kesimde, bu günlerde, şu muhalif sorgulayan, zorbalıklara karşı aydın profilini çok az görüyoruz.
KARAR OKURU 01 Temmuz 2018 14:03
3
Gizli CHP'liler, önce bir adınıza yapılan zulümler için günah çıkarın, sinra konuşun.
EleştirelBakış 01 Temmuz 2018 15:57
0
Din denen şey iktidara ve paraya yanlama olarak algılanırsa zaten entelektüelin dinsiz olması gerekmezmi tanıma göre
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN