Back To Top
‘Zelzele verme Yârab’

‘Zelzele verme Yârab’

 - Son Güncelleme: 26.01.2020 Pazar 09:14
- A +

Deprem kendini unutturmamaya kararlı görünüyor. Önceki akşam Elazığ’da yaşanan ve çok geniş bir alanı etkileyen depremin acı bilançosu olarak bu yazıyı kaleme aldığım sıralarda yirmi iki can kaybından ve yüzlerce yaralıdan söz ediliyordu. Çok tehlikeli fay hatlarının geçtiği bu coğrafya bizim kaderimizdir. Bunu bilerek yaşamak ve sağlam zeminlere sağlam binalar yapmaktan başka çare yok.

1999 Marmara depremi felaketi bütün dehşetiyle yaşanırken devrin cumhurbaşkanı, yanlış hatırlamıyorsam, “Ne yapalım, altımız çürük!” gibi bir laf etmişti, ben de “Üstümüz daha çürük!” diye yazmıştım. Bu konuda o kadar çok yazdık ki, artık ne yazarsak yazalım, kendimizi tekrar etmiş oluruz. Eskiler “Kellim kellim lâ yenfâ!” demişler. Yine de bir hayli mesafe aldığımız söylenebilir. Marmara depreminde utanç verici bir acze düşen devlet, son depremlerde hızla organize olarak en azından geç müdahalenin yaratacağı acı sonuçların önüne geçmeyi başarıyor.

* * *

Depremler, Marmara depremini yaşamış olanları ister istemez daha fazla etkiliyor; başkalarını bilmem, ama ben o anları tekrar yaşıyormuşum gibi sarsılıyorum. Gece üç sularıydı; evde yalnızdım. Bir şeyler yazıp biraz da okuduktan sonra yatmıştım; fakat içtiğim iki aspirine rağmen başım ağrıyordu ve içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı, bir türlü uyuyamıyordum. Ansızın şiddetli bir uğultu/gürültü yükseldi; alttan korkunç bir güç oturduğum dev apartmanı sanki yukarı kaldırıp bırakmıştı. Bu arada şangırtılar duydum, patır patır bir şeyler döküldü; her yerden çatırtılar geliyordu. Açık balkon kapısının sövelerine sıkı sıkı tutundum, fakat o halde bile ayakta zor duruyordum. Sanki binanın bütün eklem yerleri birbirinden ayrılıyordu.

Ne müthiş anlardı Yarabbi! Aslında deprem sürelerinin saniyelerle ölçüldüğünü biliyordum, fakat öyle anlarda insan, saniyenin bile aslında ne kadar uzun bir zaman olduğunu dehşet içinde idrak ediyor. Ve insan olarak aslında ne kadar güçsüz, savunmasız ve zavallı olduğumuzu... İçimden “Galiba Turgut Cansever hocanın beklediği ve İstanbul’u yerle bir etmesinden korktuğu için ilgileri ümitsizce uyarmaya çalıştığı deprem bu!” diye geçirdiğimi hatırlıyorum.

Bana hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelen ilk şok geçtikten sonra elektrikler söndü ve her yer zifirî karanlığa gömüldü. Sakin olmalıydım; kendimi toplamaya çalıştım; kibritlerin ve çakmakların durduğu yerleri hatırlamam ve rahat hareket edebilmek için bir mum bulmam gerekiyordu. Kütüphaneden dökülen kitaplara ve biblo, çerçeve vb. gibi ıvır zıvıra çarpa takıla ilerleyerek el yordamıyla bir çakmak buldum, fakat lânet olası yanmıyordu. Sonunda bir kibrite ulaştım ve onun yardımıyla bir mum bulup yaktım, alelacele giyindim, cep telefonu gibi gerekli şeyleri yanıma alarak dışarı çıktım.

* * *

İnsanlar, gözleri dehşetten dışarı uğramış bir halde, gecelikleri, pijamalarıyla sokağa fırlamışlardı. Kimi yalınayak, kimi terliğinin tekini giymeye fırsat bulabilmiş. Ağlayanlar, baygınlık geçirenler, dualar okuyanlar, bu arada sakin bir şekilde depreme felsefî ve metafizik yorumlar getirenler bile vardı. Bazı köşelerde insan öbekleri oluşmuş, radyolardan bu büyük depremle ilgili ilk haberleri bekliyorlardı.

Artçıları birbiri ardınca gelen depremin merkez üssü acaba neresiydi? Şimdi nerelerde kim bilir nasıl büyük trajediler yaşanıyordu?

Sokak, birkaç dakika içinde, cep telefonlarıyla yakınlarını bulmaya çalışanların, geceyi geçirmek için emniyetli yer arayanların ve hemen arabalarına atlayıp açık alanlara veya akrabalarının durumunu öğrenmek için oraya buraya ulaşma çabasındaki insanların telâşından anababa gününe dönmüştü. Bir çocuk elinde muhabbet kuşu kafesiyle babasının arkasından koşuyordu. Cesur olanlar, evlerine girip ailelerinin geceyi rahat geçirebilmesi için yatak, yorgan, battaniye gibi şeyler indirdiler. Bütün emniyetli köşeler insanlarla dolmuştu; çocuklar ve yaşlılar kendilerinden geçmiş uyuyor, yetişkinler ya hararetli bir şekilde depremi yorumluyor yahut cep telefonlarından bir türlü düşmeyen numaralara ulaşmaya çalışıyorlardı. Orada burada namaz kılanlar da vardı.

Bir süre sonra eve girdim, her ihtimale karşı taşınabilir bilgisayarımı alıp otoparktaki arabamın bagajına koyduktan sonra oturduğum sokağı ve civar sokakları dolaştım. Çok şükür, hasar görmüş hiçbir bina yoktu. Çok geçmeden radyolar ilk haberleri vermeye başladılar. Önce depremin büyüklüğünün 6 civarında olduğuna dair haberler geçilmiş, ancak daha sonra Richter ölçeğine göre 7.4 olduğu açıklanmıştı. Bu olağanüstü büyüklükte bir depremdi ve merkez üssü neresiyse orada korkunç bir felâkete yol açmış olabilirdi.

Saatler ilerledikçe felâketin büyüklüğü anlaşılmıştı. Ertesi gün gazeteci olarak Yalova’ya gitmiş, kırk beş saniye içinde neler olabileceğini görerek dehşete kapılmıştım. Sözün bittiği yerdeydim! Nüfusumuzun çok büyük bir kısmının yaşadığı Marmara Bölgesi’nde rutin bir şekilde akan hayat, pazartesiyi salıya bağlayan gece, saat üçü iki geçe başlayan kırk beş saniyelik bir sarsıntıyla altüst olmuş ve ne kadar süreceğini kimsenin kestiremediği bir olağanüstü dönem başlamıştı.

* * *

Eski yazılarımdan birinde, eğer İstanbul’un bir şuuraltı varsa, orada beslediği en büyük korku deprem korkusudur demiştim. İstanbullular, bu büyük korku yüzünden yangını göze alıp sonuna kadar ahşap evler yapmakta ısrar etmişlerdir. Keçecizâde İzzet Molla, geçen 19. yüzyılın başlarında Antep ve Halep’i yerle bir eden büyük deprem üzerine yazdığı kıt’ada, eski İstanbulluların deprem korkusunu çok iyi anlatmıştı. “İstanbullular, bu yıl Antep ve Halep yere geçince yangına razı oldular. Her birinin eteği tutuştu, dediler ki: Bize yangın yeter, deprem verme Yarabbi,” diye bugünkü Türkçeye çevirebileceğimiz kıt’a şudur: 

Oldu İstanbul ahâlîsi harîka razı,

Yere geçtikçe bu yıl şehr-i Ayıntâb u Haleb.

Tutuşup her birinin dâmen-i sabrı, didiler:

Bize yangın yetişir, zelzele verme Yârab.

Yangınlar, modern teknoloji sayesinde artık büyük bir tehlike olmaktan çıktı; ama depremleri ne haber verecek bir teknoloji var, ne önleyecek...

Cenab-ı Hak’tan başından belanın hiç eksik olmadığı bu sabırlı millete bir daha böyle bir felaket yaşatmamasını niyaz ediyorum. Geçmiş olsun.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Türk oğlu ! 26 Ocak 2020 23:38
Deprem doğa için faydalıdır. Adam gibi sağlam bina yap.Devletin malını çalma.Hurafelere değilde bilime para harca.Devleti devlet yap hiç kimseyi kayırma adam gibi denetle.Bak Japonlar'da kaç bina yıkılıyor sende kaç.Deprem değil bina öldürür.
HACI MURAT 26 Ocak 2020 15:10
Evleri sağlam yapıp dua etmekten başka çare yok.Şairin duasına amin diyorum.Deprem bekleyiciliğinden de vazgeçelim.Afet beklemek iyi bir şey değil.Afeti değil,Allah'ın vereceği afiyeti ve rahmeti bekleyelim.
karar 26 Ocak 2020 19:52
1
öylemi böylemi bilmem ama;nush ile uslanmayanı etmeli tekdir ,tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.öyle bir noktaya doğru itiliyoruzki musibetten rahmet umar hale geliyoruz.hani deniyorya bir musibet bin nasihatten evladır.göreceğiz bakalım bu musibetten ders almacakmıyız.
KARAR OKURU 26 Ocak 2020 13:34
Allah milletimizin yardımcısı olsun. Yapıları denetleyen yerel ve merkezi yönetimlere akıl, vicdan ve feraset versin ki, bir daha meydana gelecek felaketleri en az hasar ve kayıpla atlatalım.
ibrahim 26 Ocak 2020 12:30
Sayın Ayvazoğlu, boşuna dua edilecekse böyle edilir. "Deprem verme Ya Rab" Rab sistemi kurmuş depremi hak olarak halk etmiş. Tabiatı gereği karalar hareket edecek ve depremleri tetikleyecek. Rab böyle buyurmuş. Ne zaman? Dünyanın yaşıyla eş değer sanırım. Siz istediniz diye bunun tersinin olması mümkün değil. Boşuna dua " deprem vermesin" Kavli dua. Bize düşen tedbirdir. Tedbir cüzi iradedir. Külli irade seçilen yolda tecilli edecektir.
Can Erzincan 26 Ocak 2020 10:45
Abdürrahim Karakoç, Erzincan için yazmış, ümit ederim hükümet öncelikli yatırımları vatandaşını düşünerek belirler ve İstanbul'da daha büyük acıları yaşamamak için gerekli tedbirler alır. Erzincan'da dağlar gökle öpüşür, Yiğitleri ecel ile kapışır, Çok katlı binalar yere yapışır, Çöküntüde kalan candır Erzincan, Toprağın emdiği kandır Erzincan
Karar Okuru 26 Ocak 2020 07:54
Sayin yazarin bilinc altindaki AKP lilik kiprasmis. Devlet Marmara depremine gore daha iyi organize olmusmus. Yapmayin Allah askina. Su acili gunlerde bari dinci siyasetin bezirgani olmayin. Rantiyeci beton sevdalisi din bezirganlarini Allaha havale ediyor, depremzedelere gecmis olsun diyorum. Olenlere Allah rahmet eylesin.
KARAR OKURU 26 Ocak 2020 15:06
3
Betonu sağlam evler yıkılmıyor, tokinin evleri yıkılmıyor ama. Naaber?Betona,tokiye karşı çıkmak da iş değilmiş demek ki?
Yusuf Zeki Körtünbey 29 Ocak 2020 23:20
0
İşin gücün din düşmanlığı. Hep aynısınız birader. Allah şerrinizden korusun. Ne olduğunu biz Marmara depreminde gördük, şimdi de görüyoruz. Başka kapıya.
Sabır! 26 Ocak 2020 07:43
Allah razı olsun.Sizin gibi yazarlarımız eksik olmasın.Tasada birlik zamanı,moral değerleri yükseltme zamanı.Hepimizin başı sağ olsun.
karar 26 Ocak 2020 02:19
" Yine de bir hayli mesafe aldığımız söylenebilir. Marmara depreminde utanç verici bir acze düşen devlet, son depremlerde hızla organize olarak en azından geç müdahalenin yaratacağı acı sonuçların önüne geçmeyi başarıyor. "çok üstünkörü bir yargı gibi.elazığ ve malatya il nüfusları toplam 1,4 milyon bile yapmıyor ve olan depremin şiddeti 6,8.gölcük depremiyle asla kıyaslanamaz.ist.da,16 milyon nüfula 7 üzeri bir deprem olursa o zaman devletin nasıl organize olacağını göreceğiz.
Karar Okuru 26 Ocak 2020 07:50
1
Yaziyi okurken bu noktayi yorum kismina yazayim diyordum. Cok yerinde bir tespit. Depremi korkunc kilan nufusun yogunlugu ve sonrasinda yasanacak paniktir. AKP deprem dolayisiyla siyaset yapanlara kiziyor ama en buyuk siyaseti de kendisi yapiyor. Ve son 20 yillik cilgin ve carpik yapilasmanin da en buyuk sorumlusudur.
KARAR OKURU 26 Ocak 2020 00:50
Depremin yikici ve oldurucu etkilerini onleyecek teknoloji bal gibi var, mesela japonyada deprem oluyor evler sallansada yikilmiyor olu de pek yok. Bizde deprem oldurmuyor, yoneticilerin vurdumduymazligi, capsizligi olduruyor! Kanalla ugrasacagina depremle ugras da bi ise yara, sorumluluk sahibi yonetici isen eger...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN