Back To Top
Suriye politikasının siyasi hedefi ve aşil topuğu

Suriye politikasının siyasi hedefi ve aşil topuğu

 - Son Güncelleme: 10.02.2020 Pazartesi 09:04
- A +

Türkiye’nin Suriye politikasının siyasal hedefleri neler? Aslında bu sorunun cevabı herkes için aşikar olmalıydı. Nihayetinde, yaklaşık 9 yıldır Türkiye dış politikasının en can alıcı meselesinden bahsediyoruz. Ancak durum hiç de öyle değil.

Türkiye’nin Suriye politikasının operasyonel detaylarına epey vakıf durumdayız. Fakat Suriye politikasının bu aşamadaki siyasal ve stratejik hedeflerine dair aynı şekilde bir kafa netliğine sahip değiliz.

Hele hele izlenen operasyonel yöntemlerle dile getirilen siyasal hedeflerin birbirleriyle ne kadar uyumlu oldukları da tartışma götürür nitelikte.

Bu tespit Türkiye’nin Suriye’de kısa ve orta vadeli olarak belli başlı hedeflere sahip olmadığı anlamına gelmesin. Türkiye’nin tabii ki böyle hedefleri var. Mesela, Türkiye’nin sınırları üzerindeki mülteci baskısını azaltmak, ortaya çıkabilecek bir radikalizm dalgasından korunmak, Suriye’de siyasal süreci etkileyebilmek için siyasal sürece kadar sahada güçlü bir askerî varlık bulundurmak, siyasal süreçte sadece PYD-YPG’nin otonom bir bölgeye sahip olmasını değil aynı zamanda Suriye Kürtlerinin Suriye’de anlamlı ölçekte siyasal ve kültürel haklara sahip olmalarına engel olmak ve benzeri arzular, Türkiye’nin Suriye’deki başlıca hedeflerini oluşturuyor.

Bütün bunların yanı sıra, Suriye’ye müdahil olan aktörler arasında Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısına muhtemelen en fazla vurgu yapan ülke de Türkiye. Bunun da nedeni gayet basit: Kürt meselesi.

Şüphesiz Ankara’daki yetkililer Türkiye’nin Suriyeli Kürtler ve onların kültürel ve siyasal haklarıyla bir sorunu olmadığını, bunun yerine terör örgütleriyle mücadele ettiğini söyleceklerdir. Fakat Ankara’nın bizatihi sahada ortaya koyduğu pratik, Türkiye’nin Suriyeli Kürtlerin siyasal veya kültürel haklarını sorunsallaştırmadığına dair bu söyleminin altını boşaltıyor. Türkiye’nin YPG-PYD’yi de aşan bir şekilde bir Kürt ve Kürtçe meselesi var Suriye’de.

Türkiye’de HDP’li belediyelere kayyum atanır atanmaz belediye tabelalarında, parklarda, bahçelerde ve diğer umumi yerlerde Kürtçenin sildirilmesi girişiminin benzerlerini Suriye’ye yapılan askeri operasyonların sonrasında da şahit olduk.

Türkiye’nin gerek Afrin gerek Kuzeydoğu Suriye operasyonundan sonra yaptığı faaliyetlerin başında yine Kürtçenin kurum, kuruluş isimlerinden ve tabelalardan çıkarılması geldi. Kürtçe’nin kamusal alanda görünmez kılınması veya kamusal yaşamın dışına itilmesi neredeyse her iki durumda da ilk yapılacaklar listesinin başına yazılmış gibiydi. Bu tutum merkezî bir irade veya kararın eseri mi bilinmez. Fakat bu tutum merkezî bir kararın olmasa dahi merkezî bir zihniyetin eseri olduğu aşikar. Kürtçeyi, mahkeme kayıtlarında bilinmeyen dil ve Meclis tutanaklarında ise x dili olarak kodlayan zihniyet. Türkiye’nin dününü esir alan ve bugününün üzerine de karabasan gibi çöken zihniyet. Ne yazık ki, Türkiye’nin bu şekilde sınırları aşan Kürt veya Kürtçe sorunu onun sadece iç politikasını değil aynı zamanda dış politikasını da felç ediyor. Siyasal yaratıcılığını öldürüyor. Mevcut haliyle, Kürt meselesi bütün cesametiyle Suriye’ye ihraç edilmiş ve Türkiye’nin Suriye politikasını esir almış durumunda.

Nihayetinde, Kürtçe ile bu şekilde sorunu olan devletin/iktidarın, Kürt veya Kürtlerin siyasal ve kültürel haklarıyla ilgili bir sorunu olmadığına dair söyleminin tutarsızlığı ortada. Bunun haricinde bu durum diğer aktörlere Türkiye’yi Kürt meselesi üzerinden terbiye etme imkanı da veriyor.

Yeniden Suriye’deki siyasal hedeflere dönecek olursak; siyasal süreçte Türkiye, Suriyeli muhalifler için ne tür haklar talep edecek? Siyasal şeceresi zulüm, kıyım ve katliamlarla bezeli olan Baas diktatörlüğünün en azından şu an hala Şam’da olduğu ve muhaliflerden öç almak için her yola başvuracağı dikkate alınırsa, Suriyeli muhalifler Esad’ın gazabından nasıl bir siyasal ve idari yapıyla daha iyi korunabilir? Daha doğrudan soracak olursak, Suriye’nin birçok bölgesinde ikinci Hamaları ne yazık ki önleyemedik; peki bunun, muhalefetin elinde kalan son bölgelerde tekrarını nasıl bir siyasetle önleyebiliriz? Suriye’nin katı merkeziyetçi bir yapıyla yoluna devam etmesi mümkün mü? Hatta şöyle soralım, Suriyeli muhaliflerin hakları veya hukuku katı merkeziyetçi bir yapıyla mı daha rahat korunur yoksa daha ademimerkeziyetçi bir yapıyla mı? Suriye’de ademimerkeziyetçi bir sistem illa kimlikler üzerinden mi tesis edilmeli? Böyle bir yapının idari üniteler üzerinden tanzim edilme imkanı yok mu? Bu noktada Türkiye, muhaliflerin sistemde nefes alabilmeleri için ihtiyaç duyduğu kısmi güç paylaşımıyla daha ademimerkeziyetçi bir model ile izlediği Kürt siyaseti (veya daha doğru bir tabirle sahip olduğu Kürt alerjisi) arasında nasıl bir optimum nokta bulabilir? Yine, Türkiye’nin Suriye politikasının muzdarip olduğu Kürt açığının giderilmesiyle Suriyeli sahipliği ve Arap aktörlüğünün güçlendirilmesi nasıl bir formülle mümkün olabilir?

Suriye’de rejim değişimi ajandasını fiili olarak terk etmiş olan Türkiye’nin, Suriye politikasında sürekli pansuman tedavilerle mi yol alacağı yoksa daha anlamlı bir siyasal çözümün zihni ve siyasal tasavvurunu mu ortaya koyacağını bu sorulara vereceği cevaplar belirleyecektir.

Burada da, ne yazık ki, Türkiye’nin Suriye politikasının sürdürülebilir olması için ihtiyaç duyduğu siyasal oksijenle izlediği Kürt siyaseti birbirleriyle çatışıyor.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Mustafa ALSANCAK 16 Şubat 2020 20:46
Bir devletin resmî dilinin bütün vatandaşları tarafından konuşulması kadar normal bir durum olabilir mi? Türkiye’de 72 dilden vatandaşımız var! Yarın sıraya girip bizim dilimizi de ikinci resmî dil olarak kabul ediniz diye bastıranlar çıkarsa milletin hali ne hale gelir? Kürtçe konuşulması kadar daha normal bir şey olabilir mi! Her gün devlet tv.sinden Kürtçe yayın yapılıyor.Protesto eden mi var? Türk Kürt ayrımı yapmak kimseye yarar sağlamaz. Bir kardeşlik havası içinde millet olarak yaşamak ne güzel bir şeydir. Devletin mücadelesi ayrılıkçı fraksiyonlarladır.Kürt’lerle bir mesele olamaz.
KARAR OKURU 11 Şubat 2020 08:12
Yazari ilk defa okuyorum gõzlemleri mükenmel.
Ali rıza 10 Şubat 2020 21:40
Çok sığ bir yorum , suriye sorunu kürtlerle zerre kadar ilgili değil o sonradan tezahür etti asıl mesele havuç stratejisi idi ihvana yani dincilere israil , bastırın ne güne duruyorsunuz dedi , onlar inandı , şimdide hedef suriyeyi üç kısma bölmek var , israil bunun böyle olacağını biliyordu , bilmiyenler şimdi farkına vardı amma iş işten geçti , dönüşü olmayan dar yola girdiler,
merakli 10 Şubat 2020 21:33
SETA'mi yoksa birilerimi acilim yapti??!!!:))))
İlk defa bir yazınızı okudum, fazla cesur analizler. İlginç.
Gözlemci 10 Şubat 2020 17:15
Suriye politikasının amacı başlangıçta Türkiye güdümünde bir İhvan rejimi kurmak idi. Kafalar duvara çarptı. Şimdiki hedef Suriye'de herhangi bir şekilde bir Kürt varlığının oluşmasına izin vermemek. Oysa Türkiye hariç herkes Suriye'de çözümün bir çeşit federasyon olduğu konusunda hemfikir gibi görünüyor.
KARAR OKURU 10 Şubat 2020 15:10
Memleketi yakıyoruz ırkçılık yüzünden. Sayın yazarın dediği gibi, sadece Türkiye'de değil, Suriye'de de ilk iş tabelaları söküp medyada servis etmek. Asıl acı olan ise bu ırkçılık köpürtülünce oy gelmesi, sadece iktidarın ekmek yediği bir taktik değil bu, "ekonomi krizde": ver bir Kürt askeri operasyonu, "oylar düşük", : muhalefeti terörist olarak suçla. Yazık, fabrikalar, en değerli araziler yabancılara satılır iken biz durup kendimizle kavga edelim. Türkiye ye yakışan daha iyisidir.
KARAR OKURU 10 Şubat 2020 12:28
Tebrikler. Şahane analiz.
Ali 10 Şubat 2020 11:24
Devletin Suriye politikası; KÜRT ANASINI GÖRMESİN politikasıdır. Neye patlarsa patlasın. Kürt olmasında kim olursa olsun.
Sercan 10 Şubat 2020 10:27
Resmi kanalında 24 saat yayın yaptığı bir dili mahkeme ve parlamentosunda "bilinmeyen dil" olarak tanımlayan abuk zihniyet dünyanın neresinde var acaba ? "Tekçi" kemalist ideolojiyi değiştirme vaadiyle iktidara gelen ve hatta bir dönem buna meyleden ama fıtratı gereği asıl kimliğine dönen iktidar MHP nin belirlediği koordinatlara doğru hızla ilerliyor. Ama orası ne Hira ne de Tanrı dağlarına çıkıyor.
KARAR OKURU 10 Şubat 2020 10:23
kurt politikasindan bagimsiz konuyu ele alirsaniz oncelikle daha dogru olurdu
KARAR OKURU 10 Şubat 2020 03:43
Sayin Dalay, yaziniz mükemmel fakat Türkiye’nin yanlış dış politikası Suriyede mağlubiyeti kabul edelim. Türkiye oradaki askerlerini kurtarsın o bile yeter çünkü dostu Putin bombardımana devam ediyor. Şubat sonu da geliyor göreceğiz boş meydan okumaları. 18 yıldır dünyaya heytler çekerek bugünlere geldik sonunda 5 milyon Suriyeliyi bakıyoruz.
karar 10 Şubat 2020 03:10
suriye meselesine girerken emevi camiinde cuma namazı kılmaktan başka hiç bir planın olmadığını akla getirecek bir yazı.hala hiç bir plan yok gibi duruyor.
KARAR OKURU 10 Şubat 2020 01:41
... bakılırsa bakılsın ortada garip bir durum var.
KARAR OKURU 10 Şubat 2020 01:41
Sayın yazar, Kürtçe’nin “bilinmeyen bir dil” olarak nitelendirilmesi bir abukluk, gerçeklik ve bilinen, duyulmuş, var olan diller bakımından. Ancak bir ülkenin vatandaşının, mensubu olduğu ülkenin resmî dilini bilmemesi veya öğretilmemesi de eğitim sistemimizin abukluğu değil mi? Vatandaşlığın sonradan kazanıldığı ülkelerde dahi hangi ülkenin vatandaşı olunacaksa o ülkenin dilinin bilinmesi koşulu vardır. Paraya sıkışan ve talep edenlerden para kazanmayı hedefleyenlerden değil vatandaşlığın gerçek anlamıyla idrak edildiği ciddi ve büyük devletlerden söz ediyorum. Hangi tarafından +++
karar okuru 10 Şubat 2020 22:13
1
kürt yok olsunda ne olursa olsun mantığı türkiyeyi bitirecek.
Emin 11 Şubat 2020 12:15
1
Sanki Kürtler sonradan gelip Türkiye'den vatandaşlık talep etmiş de dillerini neden öğrenememişler diye yanlış mantık yürütüyorsunuz? Kürtlerin yaşadığı toprakları da kapsayan bir devlet kurulmuş, ama Kürtler yok farz edilip -ne de olsa ileride asimile ederiz hepsini diye- hepsi "Türk" kabul edilerek ırkçı bir rejim kurulmuş. Normalde olması gereken Türklerden sonra en çok nüfusa sahip ikinci millet olan Kürtlerin tanınması ve en çok konuşulan ikinci dil olan Kürtçenin de resmi diller arasına alınmasıydı. Ama ırkçı mantık ortaklık, kurucu unsur, ortak mücadele, tarih bilinci vs bilmez. Kürtler
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 00:36
0
Daha okuduğunu anlayamayan ve bir sürü itham yapan olmuş yazdığım yoruma. Bu gazetede Kürtler için o kadar yorum yazdım ki... Kimse adını anmazken ben yazdım. İsim verip yazdım, vermeden yazdım. Herkes için hak, adalet istedim. Yazarından gazetecisinden KHK’lısına, dindarına... Kendinden başkasını da görsün insanlar, birbirimizi yok saymayalım anlayalım diye... Herkesten tepki gördüm. Osman Bölükbaşı’nın düştüğü durumdan beter ettiniz beni. Ne haliniz varsa görün!
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN