Back To Top
Osmanlı sanayiinden kalanlar ve bir ara toplam

Osmanlı sanayiinden kalanlar ve bir ara toplam

 - Son Güncelleme: 05.01.2020 Pazar 14:06
- A +

Verilerin eksik ve bazen de şüpheyi davet edecek bir şekilde mükemmel olarak kaydedilmeleri ve seçici olarak derlenmiş bulunmaları gibi sebeplerden ötürü Osmanlı sanayiini nicelik boyutuyla çalışmanın güçlüklerine dair epey bir kelâm etmiş bulunuyoruz. Son olarak, 1925-1926 Devlet Salnamesi’nin teşviklerden yararlanan kuruluşların listesini vermesi hasebiyle Osmanlı’dan kalan sanayii varlığı hususunda bir fikir verebileceğini söylüyordum. Tanım gereği bu da kısıtlı bir liste olduğu ve ayrıca devlete ait olan kuruluşları dışarıda bıraktığı için bize sanayinin bütünü hakkında gözlemler yapma imkânı vermiyor. Yine de, 20. Yüzyılın başlarında, bugünkü Türkiye sınırları içinde sanayileşmenin özel sektörde hangi dallarda nasıl bir dağılım gösterdiğini görebiliriz.

     Aslında, “Osmanlı sanayii” deyince neden bahsettiğimizi somutlaştırmak için kısaca saymakta fayda var: Çırçır, un, iplik, pamuklu, yünlü ve ipekli dokuma, çorap fabrikaları, makarna, buz, zeytinyağı, sabun, ıtriyat, tuğla ve kiremit, tarım makineleri ve aletleri, madeni eşya, ispirto üreten fabrikalar, demir dökümhaneleri, deri ve kösele, çimento ve su kireci fabrikaları… Devletin elindeki askerî fabrikalar ve silah fabrikalarını da eklersek tabii ki daha net bir resim elde ederiz.

    İzlenim seviyesinde olacak ama dikkatimi çeken birkaç sanayi kuruluşundan da tek tek bahsedeyim. Mesela, Karesi’de (Balıkesir- Edremit) Soğanyemez Mahallesinde Ali Rıza ve ortağı Sezai Ömer [Madra] Beylerin yılda 600.000 kıyye zeytin işleyen ve 50 beygirgücünde bir buhar makinesi ile çalışan bir zeytinyağı fabrikası varmış. Burdur’da, Ilıca mevkiinde Çilzâde Fahreddin ve ortaklarının 12 beygirgücünde bir petrol motoruna sahip fabrikası yılda “asgarî 200.000 kiremit ve 2 milyon tuğla” üretiyormuş. Edirne idare-i hususiyesi tarafından çalıştırılan “imalât-ı haşebiye ve hadidiye” (ağaç ve demir eşya imalâtı) fabrikasının ürettikleri ayrıntılı bir şekilde verilmiş. Buna göre, bu fabrikada yılda 700 araba, 200 pulluk, 500 saban, 200 mısır makinesi, 200 tınaz makinesi, 60 metreküp kereste, 2.500 kilo döküm, 2.500 kilo muhtelif torna, freze tesviye işleriyle 5.100 kilogramlık demir işleri üretiliyormuş.

     Bunların tarımda kullanılan araçlar ve aletler olduğu anlaşılıyor. İstinye Havuzları ve Destgâhları Osmanlı Anonim Şirketi ise faaliyet alanını “bilumum vapur ve gemi tamiratı ve kazan ve motor makinelerinin tamir ve müceddeden imâli” olarak gösterdiğine göre, tamirden daha öteye gittiğini düşünmek durumundayız. Bu bağlamda, 1913- 1915 sanayi sayımında İzmir’de içten yanmalı motorların üretildiğine dair bir kayıt olduğunu hatırlamakta da fayda var. Bu arada, bu sanayi kuruluşlarının hepsinin çok az bir güçle çevrildiği yolunda bir izlenim vermek istemem. Böyle bir genelleme yapılabilir ama ciddî güce sahip fabrikalar da göze çarpıyor. Mesela, Gebze, Eskihisar, İncirburnu mevkiindeki Eskihisar Çimento ve Su Kireci Osmanlı Anonim Şirketi’nin fabrikasında, yılda 40.000 ton çimento ve 25.000 ton su kireci üretmek için 204, 550 ve 1088 beygirgücünde üç buhar makinesi kullanılıyormuş. Yine Gebze- Darıca’da Taşliman mevkiindeki Arslan Osmanlı Anonim Şirketi’nin fabrikası da 900 ve 250 beygirgücündeki iki buhar makinesiyle yılda 30.000 ton çimento ve 12.000 ton su kireci üretiyormuş.

     Vurgulanması gereken bir nokta ise 20.Yüzyılın başında ortaya çıkan bu görüntünün arkasında neredeyse yüzyıllık bir sanayileşme tecrübesi olduğu, Osmanlı’da modern anlamda sanayileşme girişimlerinin II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerine kadar geri gittiğidir. İlginçtir, bugün Osmanlı’da sanayi ve sanayileşme / sanayileşememe tartışmaları yapılırken işin bu boyutu yani erken Osmanlı sanayileşmesi büyük oranda göz ardı edilmektedir. Daha da ilginç olanı ise, Osmanlı sanayileşmesini yetersiz ve son kertede başarısız görse ve öyle gösterse de Erken Cumhuriyet’in bu konuda hiç olmazsa en temel gerçekleri kabul etme kapasitesi günümüzdeki bazı kişilerden daha yüksek görünüyor. 

     Mesela, 1931 tarihli Tarih IV kitabı, ülkede ilk fabrikanın açılmasının üzerinden neredeyse yüz yıl geçtiğini biliyordu. Bu meşhur ders kitabına göre, “Cümhuriyet idaresi”, Yeni Türkiye’nin bir an önce “sanayi sahasında tekâmülünü” istiyordu. Henüz cumhuriyet ilân edilmeden İzmir’deki Türkiye İktisat Kongresi’nde önemli kararlar alınmıştı. Yeni Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun çıkarıldığı 1927’ye kadar açılmış olan fabrikaların sayısı toplam 470 iken, o yıldan kitabın yayın tarihi olan 1931’e kadar bu sayı 1988 olmuştu. Sonrası şöyle:

“Bu iki rakamdan, Türkiyede son dört yıl içinde iki bine yakın yeni fabrika kurulmuş olduğu yani bir asra yakın zaman evel, ilk fabrikanın açıldığındanberi bütün Osmanlı İmparatorluğunda toplanan yekûnun (4) mislinden fazla nispette bir artış bulunduğu anlaşılır.”

İttihat ve Terakki hükûmetinin sanayi teşviklerini ve tabii ki diğer “Millî İktisat” politikalarını devam ettiren Cumhuriyet’in sanayileşmeye ciddî bir vurgu yaptığı ve bu konuda büyük gelişmeler yaşandığı hususunda herhangi bir kuşku olamaz. Fakat bendeniz, bu konunun bilinmesinde ve öğretilmesinde değil, erken Osmanlı sanayii ve sanayileşme çabalarının özellikle kamusal alanda hemen hiç bilinmemesinde bir sıkıntı görüyorum. Meselenin özü benim için budur. Osmanlı sanayileşme tarihinin daha alfabesinde tıkanırsak Cumhuriyet sanayiinin de nasıl bir temel ve birikim üzerinde yükseldiğini gözden kaçırırız. 1925’te Sanayi ve Maadin Bankası’nın kurulduğunu, onun uhdesindeki fabrikaların Sümerbank’a geçtiğini biliyoruz da bazıları günümüze kadar faaliyetlerini sürdüren o fabrikaların en önemlilerinin, Feshane’nin, Beykoz’un, Bakırköy’deki Basmahane’nin, Yıldız’ın ve Hereke’nin Osmanlı’dan devralındığını bilmeyelim mi? Bilirsek söylemeyelim mi? Acaba bunu söylemek bir kurguyu mu bozuyor? Yoksa Osmanlının yöneticileri öyle Sanayi Devrimi’nden bihaber olacak kadar derin bir rehavet içinde değil miydi? Sanayi Devrimi daha olurken kendi imalathanelerini buhar gücüyle çalışır hâle getirmeye mi başlamışlardı? Ağzımızdan yel alsın ama bu ülkede sanayileşme çabaları yoksa Tanzimat döneminde mi başlamıştı?

     Tanzimat dönemi Osmanlı sanayileşmesi bu yazının kapsamını çok aşar hiç girmesem daha iyi ama birkaç şey söylemiş olayım. Mesela, Osmanlının buharlı gemilerle ilk tanışması herhâlde daha önceydi ama 1827’de bu gemilerden biri olan Swift satın alınarak Osmanlı hizmetine girdi ve bir rivayete göre Sürat, diğerine göre ise Sagir adını aldı. Osmanlı topraklarında gemiler için ilk buhar kazanının yapılması içinse farklı tarihler geçiyor. İzmir tersanesinde 1837’de bir kazan yapıldığı bilgisi de var ama Bernd Langensiepen ve Ahmet Güleryüz, ilk kazanın 1855’te Zeytinburnu Fabrikası’nda yapıldığını söylüyorlar. İşin güzeli Zeytinburnu Demir Fabrikası’ndan başka, aynı yerde 1855’te kurulmuş pamuklu emprime ve alaca bez üreten bir de tekstil fabrikası vardı. Her hâlükârda, Zeytinburnu Demir Fabrikası, Tersane, Tophane ve Tüfekhane gibi tesislere Osmanlı’nın ağır sanayii gözüyle bakabiliriz.

     Önder Küçükerman, “Zeytinburnu fabrikasında yapılan fırınlarda çelik namlular dökülmesi başarılmış, bunlar top fabrikalarında mükemmel hâle konmuştu” diyor ve Tophane ve Tüfekhane’nin ikisinde de 120 beygir gücünde birer buhar makinesi olduğunu kaydediyor. Tabii bir de Samoko’daki demir fabrikası var… 1835’te ordunun fes ihtiyacını karşılamak için kurulan Feshane kısa bir süre sonra buhara geçmişti ve 19.Yüzyılın ortalarında yılda 400.000 fes ve 30.000 metre çuha üretiyordu. Bu arada, İslimye ve İzmit’te de yine devlete ait büyük çuha fabrikaları olduğunu not edelim. Kökeni 1810’larda özel bir şahıstan satın alınan tabakhaneye giden Beykoz Fabrikası ise 1842’de buhara geçti. 1912’de de 90 beygirlik iki dizel motoru ve yeni buhar kazanlarının gelmesiyle günde birkaç yüz civarında olan kundura üretimi 1.000 çifte çıktı…

     Osmanlı sanayii konusunda söylenecek daha çok şey var. Doğrudan alakalı olmasına rağmen, sermaye birikimi ve sanayiinin finansmanı, kredi gibi konulara hiç dokunmadım bile. Yalnız bir konu var ki değinmeden geçemeyeceğim. Bu Osmanlı sanayiinde yeni hiçbir şey yapılmaz, bazı önemli ürünlerin modelleri ve prototipleri Osmanlı fabrikalarında geliştirilmez ve üretilmez miydi acaba? Maalesef bu konuda yapılmış çalışmalar çok mahduttur. Bazen kaynaklarda geçen bir ürün fizikî olarak ortada olmadığı için bir hükümde bulunmak imkânsız oluyor. Mesela, 1862’deki 2. Londra Sergisi’ne Şam’dan Bayezid Efendi “imalâtta kullanılan makine” diye tarif edilen bir makine ile katılmış. Ne makinesi olduğu bile belli değil. S. Balyan adlı İstanbullu bir Osmanlı tebaası da bir “lokomotif” göndermiş. Bir gün, bir yerde bir izi karşımıza çıkıncaya kadar bunun da neye benzediğini bilemeyeceğiz sanırım.

     Müzelerimizde bazı Osmanlı sanayi ürünlerinin fizikî olarak mevcut olduğu hâllerde ise çok şanslıyız. Ola ki bugünün ilgisizliği yarının araştırmacılarında gerçek bir meraka dönüşür, her biri hakkında ayrıntılı çalışmalar yapılır da karanlık biraz kalkar. Geçen yazımın görseli olarak Askeri Müze’de bulunan geriden dolmalı ve çok atışlı bir revolver topun fotoğrafını verdim. Yine aynı yerde, Tüfekhane’de 20. Yüzyılın hemen başlarında yapılmış bir makineli tüfek sergileniyor, kimseciklerin dikkatini çekmeksizin… 1892’de Tersane-i Amire’de üretilmiş, “kuyruktan dolar, kamalı, kızaklı sahil topu” ise tunçtan yapılmış çok güzel bir model…

     Ama asıl, Ahmet Süreyya Emin Bey’in yaptığı topu anlatacaktım. “Geriden dolar” ve “namlusu yiv setli” olan demirden yapılma bu “seri ateşli sahra topu” müzenin ilk katında, satış yerinin hemen yanında sergileniyor. Kundağının ön tarafındaki pirinç plakada “Zeytinburnu Fabrika-i Hümayunu Mamulâtı. Muhterii [icat eden]: A. Süreyya Emin” yazılı. Müzenin verdiği bilgiye göre, Ahmet Süreyya 1848’de İstanbul’da doğmuş ve 1923’te yine İstanbul’da ölmüş. Sergide olan topu yapmaya ise 1866’da Zeytinburnu Fabrikası’nda başlamış ve 1868’de tamamlamış. Sonrasını Askeri Müze Toplar Koleksiyonu kataloğundan izleyelim: 

“Devletin o zamanlar üzerinde durmadığı bu proje daha sonra İstanbul’daki Krupp Fabrikası temsilcisinin ilgisini çekmiş, Emin Bey’in izni dahi alınmadan Sultan II. Abdülhamid’den alınan çizimlerle ve padişah buyruğu ile Almanya’da seri ateşli topların imaline başlanmıştır.”

Ne olmuş, tasarı ve prototip hep dışarıdan gelirken bu kez Osmanlı’dan mı gitmiş? Almanların meşhur Krupp Fabrikası, çizimleri buradan giden bir topu mu seri olarak üretmiş ve dünyaya ihraç etmiş? Sorular mebzul… Evvela, tabii ki ateşli silahlar uzmanı değilim ama 1868 yılı seri atışlı toplar için biraz erken bir tarih… Yine de seri üretimden önceki bir aşama söz konusu olduğu için bu ihtimalin otomatik olarak dışlanmasından yana değilim. Öte yandan, topun çizimlerine başladığında Ahmet Süreyya Bey 18 yaşında görünüyor ki bu dahi tuhaf. Topla beraber çekilmiş resmi daha olgun bir kişiye ait gibi ve tabii ki hikâyede II. Abdülhamid’in adının geçmesi de bize daha geç bir tarihi öneriyor. Neyse, topta, bir de “kama payı gerisinde”, “PATENT von Broadwell CARLSRUHE” yazıları bulunuyor. L.W. Broadwell, Almanya’da yaşayan bir Amerikalı mucitmiş. Acaba, Ahmet Süreyya Bey’in topuyla ilişkisi neydi? Söz konusu olan patent sadece topun bazı aksamına, mesela, kamasına mı aitti? Müzenin uzmanları da sanırım bu tür mülahazalarla bu top için “Türk- Alman” nitelemesini kullanmış… Ne dersiniz, sırf bu bağlantılar bile daha çok araştırmaya ihtiyaç olduğunu göstermiyor mu?

ARA TOPLAM VE KÜÇÜK BİR ARA BAŞLIK

Karar’da yazmaya başladığımdan beri Taha Akyol, “Ara başlıklar kullanın” tavsiyesinde bulunuyordu. Herhâlde faydası olurdu ama bu öğüdü tutmadığım aşikâr. Ama şimdi yazımın içeriğinden epey farklı bir şeyler söyleyeceğim, buna bir ara başlık kesin gerekir. Akademikler için alışılmışın dışında kısalıkta, adeta mini makaleler niteliğinde olan bu yazıların, bazılarına da okunmaz ve anlaşılmaz geldiğinin ve hiç değilse bir okurda da düşmanlık ve kızgınlık hâsıl ettiğinin farkındayım; “insan anlayamadığına düşman olur” diye boşuna dememişler. Tesellim, olumlu yönde aldığım tepkilerin hem sayı hem de nezaket seviyesi olarak bunun kat kat fevkinde olmasıdır. Dolayısıyla ilk teşekkürüm okurlarıma. Bana sayfalarını ve dostluklarını veren Karar ailesinin bütün üyelerine de yürekten teşekkürler.

İsmail Kara, Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe kitabının önsözünde şöyle diyor: “Fakat bilfiil gazeteci olmadan haftada bir gün, iki gün de yazsanız kafanızın bir tarafı sürekli olarak o günlerde yazacağınız yazıyı, yazının muhtevasını, başlığını arıyor, onunla ilgili malzemeler derliyor, cümleler, paragraflar kuruyor, muhataplar hazırlıyor.” Bu ifadeler bana da tercümanlık edebilecek nitelikte, ben de hâlimce bir maraton koştum. Şimdiye kadar okuduklarınız benim 40 yıllık meraklarımın bir yansımasıydı. Hâliyle o kadarlık bir ara daha alamam. Ama başka işler yapmak için dahi olsa bir molaya ihtiyacım olduğu kesin... 4 yıla yakın bir zamanda elinizdekiyle birlikte 200 yazı yazdım. Bir kenara not aldığım mutasavver konu başlıklarından da bir bu kadar çıkar. Toplamda 300.000 kelime kadar yazmış bulunuyorum. Gereken konu tasnifini yapıp, notlar, bibliyografik referanslar ve indeks eşliğinde yayımladığımda diğer kitaplarımın hacminde 3 cilt olacak gibi duruyor. Buna bir ara toplam diyelim. Tekrar Karar’da görüşmek dileğiyle Allah’a ısmarladık.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 21 Şubat 2020 09:48
Osmanlı' da olanlar geleneksel üretim araçlarıdır,bu geleneksel araçlara o dönem için sanayi denilemez.Roma'dan beri var olan ve dönemine göre geliştirilememiş oldukları için Osmanlı sanayi devrimini ıskalanmıştır.
Kararlı 21 Ocak 2020 02:12
Sahi osmanlida sanayimi varmis yaa,komik bir yazı olmuş,osmanlı bilimde,teknolojide,sanayide dünyaya ayak uyduramadığı için batmadimı,sadece matbaa nın kaç yüz yıl sonra geldiğine bakın anlarsıniz,şuankilerde aynı yoldalar batırmaya az kaldı.
KARAR OKURU 24 Ocak 2020 20:48
0
Ne alakası var? Ayağının tozuyla bilimde, teknolojide, sanayide dünyaya anında ayak uydurduğu için mi Cumhuriyet kuruldu?
Emre 06 Ocak 2020 04:50
lütfen yazılarınıza ve televizyon programlarınıza devam edin, arayı açmayın. Cemil Koçak ile yaptığınız Tarih 360 programlarını tekrar tekrar izliyorum. Çok ufuk açıçı ve öğretici.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 21:50
Değerli Hakan hocam. Bir an önce geri dönüşünüz için gün saymaya başladık. Bekletmeyiniz.
Köroğlu 05 Ocak 2020 21:43
Teşekkürler hocam
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 20:29
Hakan hocam çok istifade ettik. Bazen elestirdik. Bunlar tadı tuzu ișin. Ufuk açıcı çok yaziniz oldu. Önemli olan bu. Hakkinizi helal edin. Bekliyoruz efendim.
Teşekkürler değerli hocam.Emekli tarih öğretmeni olarak fazlasıyla yararlandım.Aslında bir tabuyu da yıktınız.Bir köprü kurdunuz.Üslup kusuru kadıkızında da bulunur.Bekleriz.Rabbim sizi memnun mesut sağlıklı başarılı kılsın.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 16:50
Osmanlı aslında iyiydi goygoyuna devam
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 12:57
Osmanlı da olmayan şey özgür , hür , bilime hizmet edecek üniversitelerin olmamasıdır. İngiltere' de 1400 lü yıllada dahi kaliteli üniversiteler vardı. Ve elbet bunun meyvelerini 1.600 lü yıllara doğru gelindiğinde sanayı dewrimini başlatarak almıştır. Üretim işin son halidir. Önemli olan alt yapıdır.Eğitimli , bilinçli ve araştırmacı özellikleri gelişen toplumlar ilerlemişlerdir. Osmanlı da hiçbir zaman bilime gerçek anlamda önem verilmemiştir. Kısmi reformlarla ara kapatılmaya çalışılmıştır.Bugün dahi bilime gereken önemi veemiyoruz.Maalesef hàla batının çok gerisindeyiz.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 16:26
0
Sanayi devriminin üniversite ile alakası yok. Üniversite önemli ve gerekli. Ancak sanayileşme ekonomik/siyasi/sosyal/kültürel altyapı ile ilgili bir şey. Hukuk güvencesi, özgürlükçü kültür, Magna Carta, banka, kömür daha önemlidir. Sanayileşme topyekün bir toplumsal/hukuki/siyasi altyapının ürünü. İyi üniversite, sebepten ziyade bir sonuç.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 21:33
2
Sürekli Osmanlı Batı'dan önce mi modernleşti konusunu tartışmak istiyorsunuz. Batı'dan önce modernleşen hiç bir ülke olmadığı açık değil mi? Burada bilimsel olarak ilginç ne var? Neyi anlamaya çalışıyorsunuz bu önermeyle? Hiç bir şeyi. Sadece Cumhuriyet iyiydi Osmanlı yeterince iyi değildi demeye getiriyorsunuz. Eğer illa onu tartışacaksak Osmanlı'dan bir üniversite kaldı, Atatürk hayattayken ikincisi yapılmadı. Bu gerçekler de hoşunuza gidiyor mu?
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 12:51
Dönüşünüzü sabırsızlıkla bekleyeceğiz
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 12:15
Sayın Erdem, bu yazılarla yüce, ulu, büyük, en büyük olan lider Atatürk döneminde yapılan 5678 fabrika, 346 uzay istasyonu ve 4367 ARGE merkezinin üstünü örtmeye çalıştığınızı görmüyor muyuz? Siz, biz Atatürkçüleri eski Tarih kitaplarında yazılanları sorgulamadan kabul eden koyunlar mı zannediyorsunuz? Osmanlı'nın mağaralarda yaşadığı ve Atamızla birlikte medeniyet gördüğünü lütfen artık öğreniniz. Anıtkabir'e gidip derhal tövbe istiğfar ediniz... Umarım yüce Atamız ruhunuzu affeder. Amin.
Karar Okuru 05 Ocak 2020 12:55
3
Aman ne güzel bir açıklama çok faydalandık.
musto 05 Ocak 2020 16:22
8
Edebinle konuş topu topu 17 senede kurtuluş savaşı vermiş çağının üzerinde devrimler yapmış,bir liderden bahsederken ölçülü ol keşke 80 yılda onun devrimlerini devam ettirecek nesiller yetişseydi,Ne yapıldıysa onun kurduğu okullardan yetişenlerin emeği ile yapılanlarla idare ettik,gelenlerde üstüne tüy dikti.
musto 05 Ocak 2020 17:46
6
Ne ulvi düşüncelerle tohumlar ekilmişti.Ama tarla çürük zil, zibil üretti.
musto 05 Ocak 2020 17:52
8
Öğündüğün Osmanlı sizleri adam yerine koymadı.Devşirme çocuklarıyla devletini yönetti.Atatürk adam yerine koydu ama yanılmış.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 20:39
2
17.52, Sen monşer misn?
musto 05 Ocak 2020 21:28
6
Anadolu da 600 senede sadece haraç topladığı,hiç bir eser bırakmadığı bir köyün çocuğuyum.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 21:40
2
Atatürk reformlar yaptı denebilir ana çağının çok üzerinde devrim yaptı demek için karşılaştırmalı bir çalışma yapmak lazım. Acaba 1923 yılında Türkiye ile aynı durumda olan ülkeler 1950 de nereye geldiler? Yüzde kaç büyüdüler vs. Bu haliyle bu sizin inancınız.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 21:41
1
12:15 Neşesizdim, gerçekten iyi güldüm... Mübalağa yaptığın zaten tartışmasız; Cumhuriyet ayrıca ele alınmalı, o ayrı... Ama Hocayı anlama sorunu oranlara, artık haketmiş oldukları yorumu yapmışsın.
musto 05 Ocak 2020 22:07
6
Kadınları insan yerine koydu seçme seçilme tüm medeni haklarını tanıyan yasalar o günkü dünyada kaç ülkede bu haklar verilmişti.Utanmadan ellerinden gelse kadınların haklarını ellerinden alıp kafes arkasına kapatacaklar.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 23:24
2
Sevgili musto, kesinlikle çok haklısın, o dönemde kadınlara seçme seçilme hakları verilerek mecliste tam 478 kadın vekil çıkarılan 1235 kadın belediye başkanı seçilen dönemi bizlere unutturmak istiyorlar. İyi ki sizin gibi aydın insanlar var da bizleri engin bilgi birikiminizle aydınlatıyorsunuz. :)) (Lütfen alınmayın ama anlattığınız bu resmi tarih mavallarına ciddi bir cevap veremiyoruz.)
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 23:34
2
21.28 Cumhuriyet döneminde köyünüze yapılan fabrikalar ve opera binasının kıymetini bilmeniz ne hoş!
musto 05 Ocak 2020 23:56
7
Yahu hiç bir şey yapmadıysa Osmanlıdan kalan duyunu umumiye borçlarını ödediler. Onlarca ton altınla borçsuz bu ülkeyi teslim ettiler.Genleri havada bulup tavada yemeye alışmış nesiller başladığımız yere taşıdılar.Rahmetli boşuna uğraşmış aynı tas aynı hamam.
musto 06 Ocak 2020 00:12
7
21.28 Çok şükür okul yaptı eğitmenler gönderdi her konuda aydınlattı yol,yaptı çeşme yaptı ufkumuzu açtı. Öğündüğün Osmalı da vergi aldı kadınları kocasız çocukları yetim bıraktı.Babalar,kocalar Yemende Irakta Galiçyada Sarıkamışta Mezarsız bıraktı bizler bu yoksul insanların ağıtlarıyla büyüdük.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 09:51
Bu rakamları mukayese etmek lazım. Örneğin İngiltere, Almanya, Iran aynı dönemde kaç fabrika, kaç beygir gücü kapasiteye sahipti? O zaman bahsettiğiniz 120 BG fabrikanın bugün tek bir arabanın gücü olduğu fikrinden uzaklaşabiliriz.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 11:27
3
Neden? Yazar Osmanlı sanayisi Almanya, İngiltere sanayisine denkti gibi bir tez öne sürmüyor. Sadece Osmanlı'da sanayi vardı diyor. Öncelikli hedefi bu sanayinin durumunu ortaya koymak. Bu anlamsız ve çocukça rahatsızlığın sebebi nedir?
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 14:42
0
Tartışılan konu hiç bir zaman Almanya'da mı daha çok sanayi vardı Osmanlı'da mı olmadı. Soru Osmanlı'da sanayinin var olup olmadığıdır, yani bir girişimci sınıfının, sanayiye dair kanunların, fabrikada çalışmaya alışmış işçilerin var olup olmadığıdır. Ben Osmanlı ve Cumhuriyeti süreklilik içerisinde görüyorum ama ısrarcıysanız buyurun onu yarıştıralım ve bakalım relatif durumlar neymiş. Mesela şu kodu aratıp çıkan videoyu seyredin 1800 yılından bugüne kadar ülkeler nasıl değişmiş bunu gösteriyor. jbkSRLYSojo . Bakalım 1800-1914 arasında ve 1923-1950 arasında bu ülke diğer ülkelere göre
Bir Okur 05 Ocak 2020 20:29
0
Bu bir ironi.
Karar Okuru 05 Ocak 2020 09:44
Karar okurları okuduğunu anlayacak kapasitededir. Siz, “insan anlayamadığına düşman olur” diyorsunuz. Yazdıklarınızı beğenmeyip eleştirme hakkını kullananlar size niye düşman olsun ki? Osmanlı da sanayi vardı ama dünya ile rekabet edecek düzeyde değildi. Tarihçilerinde dahil olduğu sosyal bilimciler bu konuda ittifak halindeyken, ne kadar zorlanılırsa zorlanılsın farklı bir sonuç çıkmıyor.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 14:16
6
1. Niye sürekli bu kompleks. İngiltere'nin Almanya'nın gerisindeydi vs. Tabi ki gerisindeydi. Çin de gerisindeydi Japonya da gerisindeydi. Erken cumhuriyet de gerisindeydi, 2019 yılı Türkiyesi de gerisinde. Bu çok açık bir şey ve burada tartışılan konu hiç bir zaman bu olmadı. Modernleşme tarihinde Flanders'te zanaatkarlıktan manüfaktür tarzında iş bölümü olan atölyelere geçilmeye başlaması çok önemli bir aşama sayılır. Bir tarihçi, 21. yy sanayisiyle kıyaslanırsa onlar da neydi ki diyebilir mi?
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 14:16
5
2. Osmanlı ve Türkiye modernleşmsi de doğal olarak bir süreç içerisinde oluştu. 2. Mahmud Avrupa'dan öğrenip tüm çocuklara zorunlu temel eğitim vermeyi istiyordu fakat etrafındakiler bunu yapacak okul binası, öğretmen, maddi kaynak vs. olmadığını söylediler. 19. yy da yapılan reformlar, açılan okullar buna imkan verdi. 2. Abdülhamid döneminde temel eğitime geçildi. Cumhuriyet ile de bu tüm ülkeye yayıldı zorunlu hale getirildi.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 14:16
5
3. Aynı şekilde sanayi konusunda da erken Cumhuriyet adımlar atmak istediğinde bir sanayi altyapısı olduğu buradan açıkça görülüyor. Yani 2. Mahmud zamanındaki gibi sanayi fikrinden bile uzak bir durumda değil demek ki ülke. Fabrika açmak istesen bunun organizasyonunu yapabilecek bir girişimci sınıfı mevcut, bürokrasi sanayi teşvik kanunları çıkaracak kadar olaydan haberdar, finansman için bankerler vs var, bu kurumlarda çalışmış bir işçi sınıfı mevcut vs.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 14:17
6
4. Sizler Cumhuriyet'in herşeyi yoktan yarattığı ve bunların mucize olduğu gibi bir inançla yetiştiğiniz için aslında Cumhuriyet bir şeylerin üzerine bina edildi, bir süreklilik vardı tezinden rahatsız oluyorsunuz. Oysa herşeyde bir süreklilik vardır. Eğer Cumhuriyet bu altyapıların üzerine kurulmamış olsa tabi ki pek çoğu başarılı olmuş modernleşme adımları atılamazdı. Ve bu süreklilik bir tarihçi için oldukça ilginç bir araştırma konusudur.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 21:54
2
9.44 Hoca, kendisine olan bir düşmanlıktan söz etmiyor ki, bazı kişilerin anlamadıklarına düşman olmasından bahsediyor. Bak demek ki tek tük de olsa yazılanı anlayamayanlar da çıkıyor!
Karar Okuru 05 Ocak 2020 16:46
1
Cumhuriyet şanımız şefimiz olan Osmanlı İmparatorluğunun çocuğudur. Cumhuriyetin tüm alt yapısı Osmanlıdan kalmış ve yine Cumhuriyeti kuran asker Osmanlı askeridir. Osmanlıyı (şanımız, şerefimiz) överken zorlama yorumlarla Cumhuriyet küçültülüp tarih değiştirilemez. Tarih olduğu gibi yansıtıldığı zaman bir anlam ifade eder. Kompleks yapmayınız rasyonel olunuz.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 08:42
"Tarih ve Tarihçiler;dünü hatırlatır, bugünü öğretir, yarın hakkında bilgi verir."Belge ve kayıtlara dayalı,yargılayıcı değil,anlam kazandırıcı,anlamlandırıcı bir ilmî metot dahilinde...Muhterem hocam,burada yazdığınız 200 yazıda bunu gerçekleştirdiginiz için bir okuyucunuz olarak size teşekkür ediyor ve bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar, kolaylıklar diliyoruz.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 06:58
Sayin Erdem,bu güzel yazılarınızdan bir seçki yakışır. Tekrar bir arada okumak isteyenler çoktur sanırım. Dogru bildiğini, belgesini vererek yazan tarihcilerin sayısı az. Umarim baska yerlerde okuruz sizi. Devam ediniz lütfen.
Davut Doğrucu 05 Ocak 2020 03:56
Ansiklopedik katkı: İsviçreli Bomonti kardeşler tarafından 1890 senesinde Feriköy'de kurulan bira fabrikası, 1934 yılında Tekel'e geçmiştir Osmanlı'da bira üretimi 1896 yılında 12.000 hl idi (1.2 milyon litre). Bu oran hızla artmıştır ve 1913-1914 yılları arası 9.9 milyon litreye ulaşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nde bu rakama ancak 1940'lı yıllarda ulaşılmıştır.
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 11:30
4
Türkiye ekonomisi, 1913 seviyesine ancak 2.DS'ından sonra tekrar ulaşabildi. 1913-1950 ekonomik açıdan kayıp yıllardır.
mutlu yücel 05 Ocak 2020 02:43
3) kaldı ki hemen de tenkidin faydasını görmeye başladınız.muhtemel, müzeler,kütüphaneler vs destekleyici yeni bilgiler akmaya başladı.meseleyi biraz daha somutlaştırdığınız son yazıyı baştan yazsaydınız yine de tutarsızlıklara rağmen kabul edilir, bilgilendirici bulunurdu. kaldı ki, altı yüz sene savaşın getirisiyle geçinmiş,aldığını istanbul’da bitirmiş,bu olasılık kalmayınca acından ölecek değil ya, elden aldıkları bilgi ve görgüyle iyi kötü bir üretime yönelecekti.ilk insanlar gibi yaşıyorlardı diyen de olamaz.neyse gelecek mevsime.
mutlu yücel 05 Ocak 2020 02:41
2”yazılarım bir okurda kızgınlık ve düşmanlık hasıl etti, ama, olumlu yönde aldığım tepkilerin hem sayı hem de nezaket seviyesi olarak bunun kat kat fevkinde”demişsiniz ise, prof, demek ki bir okurun bile tenkidi ağırına gitmiş.gitmiş ki ilk makalende de ”beğenmiyorsan okumazsın olur biter demiştin ” ben de size” yorumlarını beğenmediklerinizi okumayın olsun bitsin” deseydim,doğru mu olacaktı? keşke beyninizin formatında” beğenilmeyen yazarları da okuyun, bel ki ondan da alacağınız çok şey olur, yanlışlardan arınmanıza vesile olur” deseydiniz.
mutlu yücel 05 Ocak 2020 02:33
1)Evet ben okuduğunu anlayamayanlardanım.bu kapasitesizliğimden dir ki, ilk cümlenizi de yine anlayamadım, ne diyor ” verilerin eksik ve bazen de şüpheyi davet edecek bir şekilde mükemmel olarak kaydedilmeleri ve seçici olarak derlenmiş bulunmaları gibi sebeplerden ötürü Osmanlı sanayiini nicelik boyutuyla çalışmanın güçlüklerine dair epey bir kelâm etmiş bulunuyorum”şimdi;şüpheyi davet edecek şekilde derlenmiş olan şeyin mükemmelliği nasıl olur?mükemmel şekilde kaydedilmişse çalışmadaki güçlük nerden geliyor? diyorsunuz ki
KARAR OKURU 05 Ocak 2020 00:27
Hocam iyiydik ya!..
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN