Back To Top
Türkçeye sırtını dönenler

Türkçeye sırtını dönenler

 - Son Güncelleme: 22.02.2019 Cuma 09:41
- A +

15-24 Şubat tarihlerinde ATO Congresium Sergi Salonu’nda açılan 13. Ankara Kitap Fuarı’nı ziyaretimde dikkatimi çeken hususlardan biri de fuara katılan yayınevlerinin isimleri oldu. Son yıllarda giderek artan bir şekilde yabancı isimlerin tercih edilmesi yayınevi isimlerinde de yaygınlık kazandı. Not defterimde kayıtlı bu isimleri bir kitap fuarı bağlamında paylaşmak istedim. Dolayısıyla sıralayacağım isimler ‘Türkçeye sırtını dönen’ yayınevlerinin bir bölümü. Tamamı listeyi ikiye, üçe katlar.

Türkçe isim koymayı gerekli görmemek, ki buna sergi salonunu Congresium diye adlandıran Ankara Ticaret Odası yönetimi dahil, kendisini Türk-İslâm dairesinin dışında konumlandırmak tercihinin görünür kılınması olarak nitelenebilir herhalde. Nitekim bu yayınevlerinin yayınları büyük ölçüde bu hükmü doğrulamaktadır. Boşuna’ismiyle müsemma’ denilmemiş. Paylaşacağım isimlerin çoğunluğu 2000’li yıllarda kurulan yayınevlerine ait. Bunlara bakarak da dilimizin artarak devam eden bir suikasta maruz kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte isimler: Adeda, Agapi, Alfa, Aranus, Argedon, Arkadya, Artemis, Cinius, Cosmo Star, Dinazor, Domingo, Eftalya, Eos İletişim, Ephesus, Epsilon, Everest, Galeati, Ganj, Gingo, Historia, Hoton, İndigo, İthaki, JBC, Kafka Okur, Karina, Kashna, Kripto, Kronik, Liberte, Libros, Librum, Literatür, Lopus, Maya, Mental, Metis, NotaBene, Novella, Olimpia, Olimpos, Pales, Paloma, Pamiray, Panama, Parodi, Pegasus, Pinus, Pogo, Profil (dairenin içinden amma, isme ne demeli?), Saraswata, Seyla, The, Trend, Tudem, Zeplin.

Fuarda sahaflar da var, onların hiçbirinin isimleri aslımıza yabancılaşmış değil, sahaflığın ruhuna uygun. Hiç değilse bununla müsterih olalım.

***

Yine güncel bir olgu ile devam edelim. Yazılarımın konusu, biraz da işim gereği (Cümle Yayınları yayın yönetmenliği yapıyorum) daha çok gazetelerin kitap ekleri oluyor. Takip ettiğim eklerden biri de Cumhuriyet Kitap. Cumhuriyet gazetesi künyesinde isim değişikliği en fazla olan gazete galiba. Gazete hemen hiç değişmese de, sürekli birileri gelip birileri gidiyor. Bu ‘yenilenme’ nihayet kitap ekine de yansıdı, 28 yıldır yayın yönetmenliğini yapan Turhan Günay ve ekibi gitti, yeni yazarlarla Turgay Fişekçi geldi. Günay bu işin neredeyse geleneğini oluşturmuş, üstelik gazetenin imtiyaz sahibi ile daha geçen yıl cezaevi beraberliği de olan, fakat edebiyatçı kimliği olmayan bir gazeteci ve kültür adamı. Fişekçi ise hem geçmişte bu işi yapmış hem de önde gelen edebiyatçılarımızdan. İyi bir seçim olduğu söylenebilir.

Turgay Fişekçi yönetiminde çıkan 14 Şubat tarihli ilk eke ilişkin bazı notlarımı paylaşayım: Cumhuriyet Kitap’ın yeni yazarlarından biri de Onur Bilge Kula. Alman Dili ve Edebiyatı profesörü olan Kula, Ertuğrul Günay’ın bakanlığında Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü de yapmış bir isim. Köşesine Dil ve Yazın başlığını seçmiş. “Bir halk varlığını nasıl kalıcılaştırır?” başlıklı ilk yazısında nerede yazdığını kestirememiş bir yazar intibaı doğurmakta. Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, gazetede yayımlanabilecek yazıyı kitap eki için kaleme almış. Neden böyle düşündüğümü yazının daha ilk cümlesini aktardığımda siz de farkedeceksiniz: “Neredeyse bir yıldan beri Türkiye’nin ‘beka’, bir başka deyişle, varlığını sürdürme, kalıcılaştırma sorunu ile karşı karşıya olduğu sürekli yinelenmektedir. Amaç, insanlarda endişe ve korku uyandırmak ve böylece var olan düzeni sürdürmektir.” Beka meselemizi böyle ifade etmek, ne ölçüde vatanseverlikle bağdaşır bir yana, yazısında kullandığı dil de bir hayli sorunlu. “Öz dilini kullanmaktan kaçınanlar, öz varlığı ne ölçüde sürdürebilir? “derken muradı miadını çoktan doldurmuş ‘öztürkçecilik’. “Anımsatmakta yarar var: Türk ulusu tümel istencinin ürünü olan Kurtuluşu Savaşı ile…” (Kurtuluşu yazarak dikkat ve özenle yazmadığını da gösteriyor. ) Koyu yazdığım kelimelerin anlamını kaç okuru anlar acaba? “Olmaz öyle şey” dedirtecek cümleler de kuruyor: “Her dilde sayısız yazınsal yapıt üretilmesinin nedeni dilin estetik olarak tüketilmezliğidir.”

Yeni yazarlardan biri de Tahir Abacı. Köşesinin ismi Kitaplı Kahve. “El yazması kitaptan sayısal kitaba…” başlıklı yazısında tırnak içinde verse de gereksiz yere yabancı tabir kullanmaktan kaçınmıyor: “Örneğin ‘dökümanter’ (doğrusu dokümanter) çalışmaları da olan Behçet Necatigil…” Bir başka cümle: “Metinlere ulaşmanın kolaylaşması, hem çalıntıların artmasını,’copy pres’ yöntemini…” Kitapların kısa tanıtımlarının yapıldığı Vitrindekiler bölümü devam ettiriliyor. Güneş Ayas’ın “Müziği Boğan Gürültü” kitabının tanıtım cümlelerinden: “… Zeki Müren gibi ikonik bir ismin kariyerinin…” Köşesini sürdüren tek isim şimdilik Cevat Çapan. Şiir Atlası adı altında uzun süredir yabancı şairlerden kendisi veya başkaları tarafından Türkçeye çevrilen şiirleri, şairini kısaca tanıtarak yayımlıyor. Bu Ek’te Nazmi Ağıl tercümesiyle 16. yüzyıl İngiliz şairi Philip Sidney’in şiirine yer vermiş. Tercümedeki gariplikler üstad Cevat Çapan’ın dikkatinden kaçmış olsa gerek. Örnekleyelim: “Aşk Yunan’da doğdu da, sonra kaçtı evinden, / Türkleşip sertelen kalp ok işlemez olunca.” İkinci mısra için Ağıl şu dipnotunu düşmüş: “Kıbrıs, Türkler tarafından 1573’te fethedilince Afrodit’in oğlu Eros oraları terk eder.” Gel de şaşma böylesi bir dipnotuna!’ Vay anasına’dedirtecek bir mısra daha: “Ve göğüsleriyle ‘ceeh’ oynamak düşünürsün.” Bir başkası: “Her karattan güzeli sevmeye ilk görüşte.” Güzeli sevme kütle birimli karatla nasıl tavsif edilebilir?

Bu başlangıç Turgay Fişekçi için iyi bir not değil.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Abbas Abasız 24 Şubat 2019 15:50
Havanda su dövmek de bir işe yarıyor demek ki... Vakit geriliyor en azında. Atı alan Üsküdar'ı geçeli çok çok oluyor. Dil devrimi başarıya ulaştı. O iş bitti artık. İngiliceyi ilkokula indirirseniz, ilkokul çocuğu ingilizce kullanmaya başlar ve bu tesir çocuğun şahsiyetine oturur. İngilizce öğretmeye gelince ... kaçına öğrettiniz diye sorarlar adama. Devlet adamlarının konuşmalarında aynı dil arızalarını arayın bakalım ne çıkacak. Sayın cumhur başkanının metinlerini yazanların bile bu işte çok büyük bir dahli var. Yanilik dururken innovassyo
Sayın Mete dökümanter gibi yabancı kökenli kelimeleri herkes bildiği gibi yazsa ne olur?.Türkiye' yi olduğu gibi yazıp söyleyen kaç yabancı gördün. 2- Kötü misal emsal olmaz demiş atalar.Lütfen iyi misallere daha çok yer verelim.
Karar Okuru 22 Şubat 2019 14:37
Ana dili Turkce'ye sirtini donenler el atina binenin cabucak inecegini aci ile ogrenecekler. Insan hic bir zaman ikinci bir dile ana dili gibi hakim olamaz, ikinci dilde dusunemez, uretemez. Ana diline sirtini donenin sonu kaybolmaktir, yok olmaktir.
KARAR OKURU 22 Şubat 2019 09:30
Medeni Kanun, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Ceza Kanunu ... gibi temel kanunlar 1928 öncesi yürürlüğe girmiş kanunlardır. Lisanları üst düzey ve kavramlar yerli yerindedir. Bir hukuk metninde lisan ve kavramsallaştırma çok önemlidir. Bu kanunların tamamını değiştirdik sayın hocam. Bu kanunlarla ilgili lisan bağlamında mukayeseli bir değerlendirme yapabilirseniz çok memnun oluruz...
N.Öztürk 22 Şubat 2019 07:18
Sayın Hocam, asıl beka sorunu Türkçe'nin. Türkçe uzmanları, Bizans papazlarının meleklerin cinsiyeti tartışması benzeri olanak mı- imkan mı diye uğraşırken caddelerde nerdeyse Türkçe tabela kalmadı. Neyse ki kitap fuarında farkına varmışsınız. Ama bir bilim adamı olarak, bilmem ne sarayı adı için ATO'yu hedef alarak, hatta yerden yere vurarak eleştirmeniz gerekiyor.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN