Back To Top
Dinî düşünce alanında ‘laçkalaşmış’ bir kavram olarak gelenek

Dinî düşünce alanında ‘laçkalaşmış’ bir kavram olarak gelenek

 - Son Güncelleme: 11.01.2020 Cumartesi 10:23
- A +

Günümüz Türkiye’sinde herhangi bir dinî meselenin konuşulup tartışılmasında karşımıza çıkan ve doğru olduğuna kesin inanılmış bir görüşün çoğu zaman makbullük referansı olarak kodlanan kavramların başında “gelenek” gelir. Dinî alanda tartışmaya açılan her meselede “eski” olandan yana pozisyon alan ve “yeni” olan her şeyi modernlikle irtibatlandırarak basbayağı sapma (inhiraf) olarak tanımlayan pek çok kimse için gelenek denen şey “ezelî ve ebedî bilgelik” ya da “hikmet-i hâlide”dir. Bu anlayışta, geleneğin ve geleneksel kabulün bugünkü dünya ya da şimdiki zaman için gerçekten anlamlı bir şey ifade edip etmediği sorgulanmaksızın, son derece romantik bir yaklaşımla “gelenek” adeta fetişleştirilir. Bu noktada, ister istemez, Jaroslav Pelikan’ın “The Vindication of Tradition” kitabı üzerine yapılan bir mülakatta söylediği, “Gelenek ölmüşlerin yaşayan ruhudur; gelenekçilik ise yaşayanların ölmüş ruhudur” şeklindeki çarpıcı söz akla gelir.

Bu çerçevede gelenekçilik, “gelenek” addedilen şey her neyse onu alabildiğine mutlaklaştıran, hatta kimi zaman kutsallaştırma noktasına kadar varan, keza şimdiki zamanın gerçek dünyasını başlı başına sorunlu sayan ve buna bağlı olarak sımsıkı biçimde “geçmiş”e sarılan bir zihniyete karşılık gelir. Ancak bu zihniyette, kendisine paha biçilmez bir değer yüklenen geleneğin hangi gelenek olduğu çok açık değildir. Çünkü tarihten günümüze intikal eden bir tek gelenek yoktur; aksine birçok gelenek ve gelenekler mevcuttur. Ayrıca gelenek denen şeyin kendi karşıtı için bile referans noktası teşkil ettiği malumdur. İşte tam bu noktada, kendini geleneğin yanında, “modern”in ve “modernsit”in karşısında konumlandıran gelenekçi zihniyet, bugün neyin doğru olduğuna kanaat getirmiş ya da neye inanmışsa, o kanaat ve inancı teyit eden bir gelenek aramaya koyulur. Hâl böyle olunca, geleneklerden gelenek seçmek veya ihtiyaç duyulan gelenek tarihsel geçmişte bulunamamışsa “icat” etmek ve şimdi icat edilen yepyeni şeye “gelenek” demek gibi bir durum ortaya çıkar.

Bu durum “gelenek” kavramının basbayağı laçkalaşması durumudur. Bugün sayısız örneğine tanık olunduğu üzere dinî meselelerle ilgili tartışmalarda kendini gelenekten yana konumlandıran pek çok kişinin yaptığı şey, doğru olduğuna inandığı görüş ve anlayışa dair öne sürdüğü argümana gelenek etiketi yapıştırmasıdır. Buna göre gelenek, “Biz neyi tasvip ve tensip buyurursak, gelenek odur” gibi bir anlam taşır. Burada anlatmaya çalıştığımız durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Kur’an’daki bir ayetin farklı anlam ve yorumlarından örnek vermek faydalı olur. Sâd suresi 33. ayetteki “fetafika meshan bi’s-sûki ve’l-a’nâk” ifadesi, tefsir geleneğinde özellikle dilci müfessirlerin hemen hepsi tarafından, kısaca, “Süleyman atların bacaklarını ve boyunlarını kesti” diye yorumlanır. Sahabe ve tâbiînden gelen rivayetler de aynı doğrultudadır. Ayrıca Yahudi tarihinde Yeşu ve Davud’un da atları kestirdiklerine dair anlatılar mevcuttur. Bunun arka planında, muhtemelen, düşmanlarına ait atlı savaş arabalarının altında ezilmişliğe dair trajik hatıralar vardır. Her neyse, söz konusu ayet erken dönemlerde müfessirlerin kahir ekseriyetince “Süleyman atları kesti” diye yorumlanırken, bugün bu yorumu tercih etmek, bir araştırmacının “Hz. Süleyman Kıssası ve Atlar Kıssası” adlı yazısında bize atfen dediği gibi, gelenek ve gelenekçilik değil, modernistlik sayılır.

Bu ilginç örnekten de anlaşılmış olacağı üzere bugün gelenek denen şey, dileyenin dilediği gibi içini doldurduğu bir şeydir. Yazının başlığında gelenek kavramına izafe ettiğimiz laçkalaşma işte tam da bununla ilgilidir. Özellikle Kur’an ve tefsir araştırmalarında geleneğin laçkalaşmasındaki temel faktörlerden biri, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’nın temsil ettiği neo-selefîliğin “modernist hassasiyetlerle gelenekçilik savunusu” şeklinde tezahür eden bir zihniyete vücut vermesidir. Daha açıkçası, bugünkü gelenekçilerin pek çoğu, farkında olarak ya da olmayarak neo-selefî düşüncedeki İsrâiliyyât antipatisinden hareketle iyi gelenek-kötü gelenek şeklindeki ayrımı kanıksamış ve dolayısıyla birçok gelenek içinden bir tek gelenek seçmeyi gelenekçilik olarak algılamaya başlamıştır.

Günümüz gelenekçiliğinde, “gelenekler içinden tek gelenek seçmek ve sadece bunu tek makbul gelenekmiş gibi göstermek” şeklinde tezahür eden operasyonelliğe dair Kur’an’daki “zebîh” (kurbanlık evlat) kıssasını anlama ve yorumlama şekli örnek verilebilir. Bilindiği üzere Kur’an’da Hz. İbrahim ve “kurbanlık” (zebîh) evladıyla ilgili bir kıssa yer alır. Ancak kurbanlık evladın Hz. İshak mı yoksa Hz. İsmail mi olduğu meselesi tartışmalıdır. Klasik tefsir kitaplarına, sözgelimi Kurtubî’nin el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân’ına bakıldığında, sahabe devrinden itibaren erken dönemlerdeki müfessirlerin büyük çoğunluğunun “Kurbanlık evlat İshak’tır” görüşünü savunduklarına dair çok açık ifadelerin bulunduğuna şahit olunur. Ancak bugün herhangi bir gelenekçinin “erken dönem tefsir geleneğindeki hâkim görüş, kurbanlık evladın Hz. İshak olduğu yönündedir” dediğine şahit olmanız pek mümkün değildir. Çünkü çağdaş gelenekçimizin bugün doğru kabul ettiği şey, yegâne doğru olduğu için, gelenekteki başka bir görüş sahabe ve tâbiîn tarafından benimsenmiş olsa dahi makbul gelenek değildir, hatta salt gelenek bile değildir. O halde, bugünkü gelenekçilik, “Biz ne diyorsak o” gelenekçiliğidir.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Ramazan 13 Ocak 2020 09:34
İslami geleneği "Jaroslav Pelikan" üzerinden, bir anlamda hristiyanik dünyanın tahrif edilmiş geleneğe yaklaşımını esas alarak yargılamak veya Kuranı İncil anlama usulüyle anlamlandırma çabası modernist geleneğin akıl tutulmasıdır. Kuran İncil değildir, İslami gelenek batı geleneği üzerinden yorumlanamaz. Haklı olarak sormak lazım sizin bu batı menşeli hristiyanik geleneğiniz çok mu kutsal, bu geleneği yargılamaya cesaretiniz var mı?
Öyle hocam maalesef... "mukatil süleyman ve taberi modernist; razi gelenekçi.." halbuki En makbül gelenekçi yorum apoloji içerendir, "ama aslında öyle değil, ama aslında böyle değil... ışid, taliban, elkaide, boko haram islamı temsil etmiyor vs.vs.vs.." en mutedil islam yorumu olan ehli sünnetten bile bakın neler çıkıyor...
Bir işin gelenek haline gelmesi neden yapıldığının unutulması demek değil midir ? yani o kadar özdeşleşmiştir ki toplumla, artık o toplumda yapılagelir sorgulanmaz çoktan doğru olarak kabul edilmiştir yanlış mıdır ? yanlış diyemeyiz geleneğin içindede pekala doğruların doğru anlayışların izini sürmek mümkündür ama anlamak başka iş ola... Ancak işin aslının unutulması demirin paslanması gibi bir işlemeyişin göstergesidir bir yerde bir kopukluk vardır yinede yöntem olarak sadece geleneksel olana yada benmerkezli düşünceye yönelmek yerine doğru anlama kaygısı gütmeli insan .
RECEP 11 Ocak 2020 21:22
Birakin artik bu din iman edebiyatini. En guzeli laiklik, yani saygi, her turlu inanca saygi olursa butun sorunlar hallolur. Kimse kimseyi Allah ile aldatmaz, kimse kimseye ahkam kesmez. Kimse din bezirganligi yapamaz.
Fatih 16 Ocak 2020 12:49
4
Din iman ve inanç farklılıkları olmasa laiklik diye bir kavram olurmuydu. "Bırakın artık din iman edebiyatını" ve "Her türlü inanca saygı".Ya cümle kurarken düşün öyle yaz, yada yazdıktan sonra tekrar oku ve düşün.
Muhtefi.. 11 Ocak 2020 15:16
***Dinî düşünce alanında ‘laçkalaşmış’ bir kavram olarak gelenek***...bu nasıl başlık yazıyı okumaya bile gerek duymadim..Bilimsel Fantazi masturbasyonu tatmini başka da bisey değil..:))...Neler gördü bu Dünya ve geçti gittiler..:)).ama sizler..Fantezilere devam edin..çeşit,çeşit müşteri cok pazarda..:))..saygılar sadece..
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 16:13
16
Muhtevayı oku... tam da seni anlatıyor; başlıktan anlamışsın sizinkilerden söz edildiğini... Lütfen, zoruna gitmesin sayın Mühtefi... sakin olun lütfen
Hiç 11 Ocak 2020 17:57
13
Sakin olamaz nasil sakin olsun ki..geleneğinde sükunet yok bir kere
Muhtefi.. 11 Ocak 2020 20:48
19
16:13 cok lafa gerek yok.Lafın özü GÜZEL AHLÂK..ama işlerine gelmiyor ne yazık ki.!.laf kalabalığı yapıp piyasaya yapiyorlar.Bütün Bilgeler Güzel Ahlakta zirve olup hala Saygı duyulur, duyarız.Ahlak,Edeb yoksa Agzinla kuş tut boştur. Bunun gelenekselciligi, Tarihselciligi olmaz,olamaz, olamayacaktir..Mesela ne deriz günlük hayatta Adam Ahlaklı bunu herkes anlar.bu kadar basittir.Ahlak varsa konu kapanmıştır. Yoksa yine kapanmıştır.!.
Murat 11 Ocak 2020 14:48
Muhterem Hocam, tespitler teşhisler güzel ancak tedavi için de bir şeyler yazmak gerekmez mi? yüzyılların birikimi elimizin altında duruyor. Bir yer de söylemiştiniz bu işin çözümü tasavvufta olabilir diye.. insanlığımızı artıracak güzelliklerden, bunları geliştirmekten, yeni yöntemler uygulayarak müslümanlığımızı hayata nasıl tatbik edeceğimizden bahsetseniz. Eski kavramlarımızı güzelliklerimizi yeni yöntemlerle sizin gibilerin ağzından duymak güzel bir emsal olmaz mı milletimiz için? Size de bize de faydası olur kanaatindeyim.
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 13:03
Selefilerin geleneği ilk 3 nesil. Bizim geleneğimiz 11-12. Yüzyıllar.
Recep AKIN 11 Ocak 2020 21:17
13
Murat bey, sen muslumanligini istedigin gibi tatbik edebilirsin. Belki yazar baska bir yazisinda buna da deginir. Sen sen muslumanligini istedigin gibi gelistirebilir, yorumlayabilir ve yasayabilirsin. Herkesin sana saygi duymasi kadar dogal bir sey de yok zaten.
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 12:28
Çağını yaşamayı beceremeyen gelenek takıntılılar çoğunlukta olsa insanoğlu hala eti çiğ yer, tekerleği bile icat edemezdi...
Metin 11 Ocak 2020 12:23
II-“GELENEK” konusunu işlerken ana maksattan uzaklaştığınızı görüyorum. Sizi takdir eden biri olmakla beraber, mevzuyu işlerken esas muhtevadan uzaklaşmışsınız Mustafa Bey. Lütfen daha dikkatli olun… Başka ve alâkalı örnekler verin. Kurban edilecek hayvanın da ne olduğu esasen belli değildir. Koç şeklinde genel kabül görmüş olsa da. Her neyse… Selâm ve sevgiler…
Metin 11 Ocak 2020 12:23
I-“Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona; …” (Sâffât:102) âyetinde sizin de bildiğiniz gibi bir sınava tabi tutuluyor Hz. İbrahim. Burada oğlunun adından söz edilmiyor. İshak veya İsmail olup olmadığı hiç önemli değil. Çeşitli rivayetlerde çok farklı ifadeler yer alsa da, bunlar asıl konunun yerine geçmez. İsmail veya İshaktır. Bu böyle.. Muhtemelen ikisinden biri yani.. Fakat bu asl olan “Allah’a TAAT VE İBADET” ana fikrini değiştirmez.
e.k 11 Ocak 2020 12:17
Tek kelımeyle harıka bır yazı. Dolgun ve ozlu bır analız. Acık bır dıl. Kaynagı belırsız veya tartısmalı bın yıllık tezlerın veya yorumların dın dayatılması lackalasmanında otesınde adeta sapkın bır ekol olusturmus durumda. Sn hocam sızın gıbı ınsanlara gercekten ıhtıyacımız var. Cok tesekur ederız.
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 12:15
Kur'an'ı anlayan bir alime rastlanmaz. Hepsi heva ve hevesine göre tevil ve tefsir etmiştir. Anladığını iddia eden de zırcahildir. Anlatılan İslam'a inanmıyorum. Çünkü tevil ve tefsirler vesvese ürünleridir. 15 asırdan beri hocalar Kur'an'daki hiçbir sırrı ifşa edememiş ve milleti uyutmuşlardır.Hocaların ne kendilerine ne de bize faydaları dokunur. İster Yahudi isterse İslam kaynaklarını iyi irdeleryeniz kurbanlık oğulun Hz. İsmail olduğuna hümedersiniz. Anlatılan din bize fayda vermedi,devlet ve avanelerine hizmet etti. Üstelik bizi soydular, üzerimize de ilah kesildiler. Batılından beriyim!
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 18:11
13
Onlar soyarken siz nerdeydiniz? Elalem kapısına her geleni güler yüzle karşılıyor. Siz tabure peşinde koşarken bir nevi ormanı görmeyen bir tek ağaç peşinde koşan biri gibisiniz... Memleketin tüyü bitmemiş yetiminin hakkını sormaya cesaret edemeyenler koşa koşa bin dört yüz yıl öncesine gidiyor. Bu yüzyılda nerdesiniz, kim size ne satar neyin müşterisi ve alıcısısınız kardeşim?
“Gelenek ölmüşlerin yaşayan ruhudur; gelenekçilik ise yaşayanların ölmüş ruhudur"...bitti...olay budur...farik olan anlar...çok teşekkürler...
A. sali turan 11 Ocak 2020 11:06
Hocam ben ilahiyat mezunuyum.Sizi 2019 yılı ortalarında tanıyabildim.Youtobe den tüm vidolarınızı izleddim. Sizi tanımama fırsat veren rabbime şükürler olsun.
HACI MURAT 11 Ocak 2020 09:08
Yazarımız,gelenek kelimesini gözden düşürmeyi,yıpratmayı hedeflemiş görünmekle beraber(amaç bu olmasa bile ortaya çıkacak hasıla bu olacaktır), haklılığına gelenekten referanslar bulmaya çalışmaktan da müstağni kalamamış.Demek ki geleneksiz olmuyor.İlim bir bina ise bunun ilk taşı da,son taşı da önemlidir,değerlidir. Günümüzde binaya önceden konulan taşları yok sayma,işe yaramaz sayma eğiliminde olanlar var.Sakıncalı olan budur.Dinin başöğretmeni Hz.Peygamberdir.Dini en iyi öğrenenlerin O'nun zamanında yaşayanlar,ya da zamanına yakın olanlar olması aklen de yanlış değildir.
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 16:15
15
Yazıda gelenek gözden düşürülmemiş, gelenekten gelenek seçme, ben neyi beğeniyorsam gelenek odur gelenekçiliği eleştirilmiş... sizin anlamanız için acaba nasıl yazılsa da anlayabilseniz, çok merak ediyorım doğrusu
Uzun uzun kavaklar.Geleneği nasıl anlamalıyız? -Ot bile kök üstünde biter.Adı üstünde geleni ek çürüt değil.Ek geliştir sahihleştir ileriye aktar.Bir de batıda;geçmişinden gelenlerin esas olarak eczane gibi dizildiğini görüyorum.Eczaneye gir ara ilgili gelenek çizgini bul devam et.Farklı bir şey yapacaksan ipin ucunu bul en geriye git.Sonra ne diyeceksen bunun üzerinden de.Ya bizde?Al eline kalemi vur beline kazmayı.M.Öztürk gibi.Değerli hocam bir doğru bir eğri; ömrümüz hep a'rafta mı geçecek?
KARAR OKURUM 11 Ocak 2020 05:49
Modern insan olarak bakiş açımız çıkar odakli oluyor.Önce cikarimizi belirliyor daha sonra bunu pekistirmek icin tarihten referans bulmaya koyuluyoruz.Korkarim ki hakikat ilerki zamanlarda kitaplarda sakli cumleler olarak kalacak.
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 02:09
Peki bütün bu söylediklerinizin ehli sünnete ne faydası var?!
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 10:50
15
Ehl-i Sünnet... Hımmm... Çok önemli hakkaten
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 13:05
15
Bazılarına faydası olmayacağı kesin... Ötekilere Allah kerim... Allah’tan ümit kesilmez...
HAKAN BEY 11 Ocak 2020 02:00
Bu gelenekci arkadslalarin alimleri var surekli kutsadklari referans aldiklari konusmlarinda sozlerine yazdiklrina atifda bulnduklari alimler bunlar bu gelenikci arkadslar kimin alim olup olmadgini da tabi onlar belrliyor. Hasil olan sevabi gecmis alimlerin ruhuna hediye edrken hediyenin adresini bu gelenekci arkadaslar belirliyrlar.Bu arada bu gelenekci arkadslarimzn birisni alim olarak kabul edeblmesi icin oncelkle hoslrina giden gelenege aykiri bir sey soylememis olmasi gerekiyor bir de havada felan eger uctuguna, ayni anda farkli yerlerde oldugna dair rivaytler varsa o kisi kesin alimdir
Bilimsel Bakış 11 Ocak 2020 01:44
Sayın Öztürk, Kuran'ın evrensel olmasına ve bilgilerinizin insanlığa faydalı olmasını istiyorsanız, sadece İngilizce meali ile Müslüman olunabilen iletişim ortamını kullanarak insanlara Kuran'ı anlatınız lütfen. Bu makalenizde belirttiğiniz ve yıllardır yapıldığını belirttiğiniz tartışmaların bir faydası yok. Akademik çevrelerde ele alınabilecek bu tür konular, günümüze katkı sağlamıyor. Gazete halkı aydınlatma yerdir. Bir okurunuz olarak mesela günümüzde İslam Devleti diye kendilerini lanse edenlerin Kuran'a uygunluğunu analiz gibi konuları merak ediyoruz, katkılarınızla.
Dagistan 11 Ocak 2020 01:43
Ey kişi çekilin bu necip milletin dini islâm 'ına musallat olmaktan! Ahirzaman türedi sözde ilim erbabı sizi batı müsteşrik zuhinliler...!
KARAR OKURU 11 Ocak 2020 15:23
16
Hurafelerinle, indirilmişin yerine uydurulmuşu konulmuş dininle sana mutluluklar. Aklını kullanmayanların başına gelecekleri, Allah Kuran'da anlatıyor.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN