Back To Top
Tefsire Adanmış Bir Ömür: İsmail Cerrahoğlu

Tefsire Adanmış Bir Ömür: İsmail Cerrahoğlu

 - Son Güncelleme: 04.01.2020 Cumartesi 10:27
- A +

Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu... İlahiyat akademyasında bu ismin karşılığı, Arapça tabirle “Ebü’t-Tefsîr”dir (Tefsirin Babası). 1949 yılında kurulan Ankara İlahiyat Fakültesi’nde tefsir, hadis gibi temel İslam bilimleri alanında kürsü kuracak bir tek akademisyenin bulunmadığı alacakaranlık zamanlarda Bosna-Hersekli âlim Prof. Dr. Muhammed Tayyib Okiç’in (ö. 1977) 6 Mart 1950 tarihinde sözleşmeli profesör olarak bu fakültede göreve başlamasıyla birlikte Türkiye İlahiyat camiasında tefsir akademyasının ilk tohumları da toprağa düştü. İşte bu ilk tohumlardan biri, İsmail Cerrahoğlu hocamızdı. Naçizane kanaatime göre klasik İslam ilim geleneğindeki tefsir müktesebatını akademik dünyaya tanıtma hususunda Cerrahoğlu hocamızın ortaya koyduğu ilmî çaba her türlü takdirin fevkindedir. Ancak hocamızın kendine bir nevi hayat felsefesi edindiği mütevazılık ve münzevilik, ilmî ve akademik alanda ortaya koyduğu büyük emekler ve eserlerin hakkıyla takdir edilememesine sebebiyet verdi, denilebilir. Bununla birlikte, Sakarya İlahiyat Fakültesi Tefsir anabilim dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Gökhan Atmaca ve Doç. Dr. Ali Karataş tarafından yayıma hazırlanan ve geçen günlerde Fecr Yayınları tarafından yayımlanan “Tefsire Adanmış Bir Ömür: İsmail Cerrahoğlu” adlı eser, münzevi hocamıza yönelik vefa borcumuzun ifasına dair küçük ama değerli bir katkı olarak görülebilir. Bu vesileyle, eserin ortaya çıkmasında emeği geçen tüm hocalarımıza hem şahsım hem tefsir akademisyenleri adına teşekkürlerimi arz ederim.

2003 yılında İsmail Cerrahoğlu hocamızla gerçekleştirilen bir söyleşide Prof. Dr. Ömer Özsoy’un, “Hocam, izniniz olursa, yirmi yılı aşan muarefemize dayanarak, sizi vasfettiğini düşündüğüm üç kelime zikredeceğim: İhtiyat, teenni, inziva... Bildiğimiz kadarıyla, zât-ı alinize Diyanet İşleri Başkanlığı teklif edildi, kabul etmediniz; Din İşleri Yüksek Kurulu’na seçildiniz, gitmediniz; Erzurum tecrübesi dışında idari görevlerden de ictinap ettiniz; hatta sempozyum, konferans türü etkinliklerde de hep geri durdunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?” şeklindeki sorusuna Cerrahoğlu Hocamızın verdiği şu cevap calib-i dikkattir: “Ben girgin biri değilim, ya girişken olacaksın, ya arkanda birilerinin durması gerekiyor ya da maddi bir gücün olması lazım ki sonuç alabilesin. Benim güvenecek bir dayanağım, sebebim yok; günlük kazanıp günlük yiyoruz. Şahsi kusurlarım da olabilir. Mesela şunu itiraf edeyim: Ben idareci olamam. İdareci, icabında kırıcı olacaktır, icabında hislerini katmayacak işine, otoriter olacak. Böyle yapamayacaksan, görevi reddeceksin; bu işleri ehline vermek lazım; ehli değilsen yapamazsın.”

Cerrahoğlu Hocamızın bürokrasiden ve siyasetten birçok cazip teklif almasına rağmen ilim adamlığından hiç vazgeçmemesi, tefsir alanında “hocaların hocası” olmasına ve birçok çalışmaya ilk kez kendisi imza atmasına rağmen adeta münvezi halde yaşamayı tercih etmesi, bende hep derin hayranlık uyandırdı. Bu hayranlık bürokrasi ve siyaset gibi alanlara hiç zaman merak duymamamda çok etkili oldu... Ne yazık ki lisans, yüksek lisans ve doktora aşamalarının hiçbirinde Cerrahoğlu hocamızın öğrencisi olamadım, bir kez dahi rahle-i tedrisinde bulunamadım. Ancak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenci olduğum 1980’li yıllardan itibaren hocamızın “Tefsir Usûlü” (TDV Yayınları, Ankara 1983) adlı eseriyle adeta yatıp kalktım. Hemen her satırının altını çizerek defalarca okumamdan dolayı eseri adeta pörsüttüm ve fakat akademik hayata intisap ettikten sonra birçok öğrencime de gösterdiğim üzere kütüphanemin mutena bir köşesinde hep sakladım.

Cerrahoğlu Hocamızın akademik hayatta kendime prensip edindiğim çok önemli bir vasfından özellikle söz etmem gerekir. Bu vasıf, hocamızın kendi doğrusunu tek mutlak hakikat olarak görmemesi, doğru bildiği fikri talebelerine dikte etmemesi, dolayısıyla genel fikir örgüsüne katılmadığı veya en azından bazı rezervler koyduğu tez, makale gibi ilmî çalışmaları peşinen reddetmemesidir. Danışmanlığını yürüttüğü birçok tezdeki fikir muhtevası ile hocamızın Kur’an ve tefsirle ilgili genel düşünce tarzı mukayese edildiğinde, bu husus çok daha iyi anlaşılabilir. Değerli Hocamızın ilmî ve akademik alandaki özgürlükçü tavrı, her şeyden önce güçlü bir karakter ve özgüvene sahip olması, dolayısıyla kompleks, kıskançlık gibi arızalı duygularla hemen hiçbir psişik irtibatının bulunmamasıdır. Ne var ki yüksek lisans ve doktorasını hocamızın danışmanlığında tamamlayan birçok tefsir akademisyeninin bu özgürlükçü tutumu daha ileri bir noktaya taşıması beklenirken, çok daha geriye çekmiş olması ve bunun böyle olduğuna dair sayısız somut delil/şahit bulunması, gerçekten üzücü bir durumdur. Bu durum bir yönüyle “Boynuz kulağı geçti” sözünün aksine boynuzun kulaktan kısa kalması, diğer bir yönüyle de ilmî ve akademik alandaki yetersizliğin ciddi bir kompleks illetine yol açması ile alakalıdır.

Bahsi geçen söyleşide “Çok iyi durumda değilim; biliyorsunuz, bazı sağlık problemlerim var; cemaatin önüne geçip imamlık yapamıyorum, çünkü derin nefes alamıyorum. Bu ve çeşitli sebeplerden dolayı kütüphaneyi bile dağıttım... Fişlerim, notlarım dağınık vaziyette; çoğu kaybolmuş. Biraz da manevi yönden yıkılmış, yorulmuş durumdayım. Bilmiyorum ne olacak?” diyen İsmail Cerrahoğlu Hocamıza sağlık ve huzur içinde geçecek bir uzun ömür diliyorum. Cân-ı gönülden duam ve niyazım o ki Cenâb-ı Hak hocamızın dertlerine deva, hastalıklarına şifa versin; kalan ömründe hayat yorgunluğunu unutturacak güzellikler yaşamayı nasip etsin. Tefsir alanında bize öncülük eden münzevi Hocam’a şükran ve minnet borçluyum. Biz kendisinden razıyız; Cenâb-ı Hak da razı olsun.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 07 Ocak 2020 11:44
Rahmet olsun değerli alime..Alim; kendi halinde kalırsa aydınlatamıyor maalesef.Kendisiyle haşır neşir olanlar da dinlediklerinden anladıkları kadarını sunabiliyor hatta belki yorumlarıyla aslına zarar veriyor da olabilirler.Yazılı eserleri esas eseri olmuş.Saygı ile..
Takipçi 05 Ocak 2020 22:28
Bir okyanus düşünün. Afrika'lı bir köylü için tatlı tatlı sallanan, çeşitli lezzetli balıklar olan, sıcak bir su. Japon için balina ve yengeçler, bazen fırtınalı. İngiliz için soğuk,dalgalı ve fırtınalı, Amerikalı için bacak koparabilen dişli balıkları olan bir su. Hangi kıyıda oturuyorsanız onu anlayabilirsiniz. Tefsirciler ise ben bütün kıyılarını biliyorum diye tutturuyor. Bu okyanusun yalnızca kıyısıda yok, birde derinlikleri var. İçinde binbir çeşit canlısı var. Bir insan balinanın içinde nasıl canlı kalabilir. Bu nasıl bir balina.
molla 04 Ocak 2020 22:09
Allah razı olsun ,YİE. kitabını okuduğumuz hocamızın hatırlanmasına vesile oldunuz. Allah, sağlık afiyetler ihsan etsin.
KARAR OKURU 04 Ocak 2020 19:41
Piyasada çok sayıda tefsir var, hiçbiri günlük hayatın ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Tefsir diye kendi ürettikleri vesveseler içinde boğuluyor hocalar. Hadi bakalım, hastalıklara karşı çareler önersinler hocalar. Ne gezer! Hâlbuki Kur'an'da hastalıklar ve sebeplerini imleyen çok sayıda ayet var. Kimse anlamamış onları!
KARAR OKURU 04 Ocak 2020 18:49
siz de bunları yazmakla,doğrusunu söylemek gerekirse saygıyı hak ediyorsunuz: saygılar
KARAR OKURUMürsel 04 Ocak 2020 15:01
Rabbim bu zamanda bu kadar sağlam karakterli dünyayı beş paraya satan adamlara şifa afiyet ve cenneti aala nasip etsin.
Allah razı olsun
HACI MURAT 04 Ocak 2020 10:08
Yazıdaki "Boynuz kulağı geçti" sözü anlatılmak istenen hususa uygun düşmemiş gibi geldi bana.Daha doğrusu bu yazının içinde o söz geçmemeliydi.O deyim ağır eleştiri yazılarının içinde kendine yer bulur.Her ne kadar bazı öğrencilerdeki olumsuzluğa değinilse de yazının bütünü içinde o nokta bir ayrıntıdan ibaret.Yazar meramını başka bir sözle,başka bir ifadeyle de anlatabilirdi.
selahattin. 04 Ocak 2020 10:35
3
Mustafa hocanın sık sık niçin yaka silktiği bu tür yorumlar sayesinde daha iyi anlaşılıyor. ya anlamak için okumuyorlar ya da okuduklarını anlamıyorlar.
HACI MURAT 04 Ocak 2020 10:59
4
Mustafa hocanın bana hak vereceği kanaatindeyim.
HACI MURAT 04 Ocak 2020 12:02
1
Öğrencinin hocasını geçmesi durumunda her ikisinden de övgüyle bahsedilir,ikisi de değerlidir."Boynuz kulağı geçti" sözü ise bir tekamülden değil,irileşmeden bahseder,olumluluk içermez.Olumsuz büyümeye, böbürlenmeye,ne oldum delisi olmaya işaret eder.En azından ben öyle anlıyorum. Hocasını geçen bir öğrenci için "Boynuz kulağı geçti" sözünü şık bulmuyorum, bunda içime sinmeyen bir durum var,her ne kadar atasözü ve deyimler gerçek anlamlarında kullanılmasalar da, internetteki bu sözle ilgili açıklamalar beni doğrulamasa da.
bozeren 04 Ocak 2020 14:12
2
evet. belki" ondan aldığı feyizle ilimde daha ileri noktalara ulaştı." vb.. denebilirdi. ama meramını anlıyoruz hocamızın.
KARAR OKURU 04 Ocak 2020 17:14
1
PISA haklı çıkmasın mı şimdi?
HACI MURAT 04 Ocak 2020 22:37
1
17.24@Mustafa hoca bir hocasını geçti ise "Boynuz kulağı geçti" dememiz yakışık alır mı?Haydi cevap ver bakalım.
Rabbim; İsmail Bey’e hayırlı, sağlıklı ve huzurlu ömürler nasip etsin inşallah. Allah (c.c.) ondan razı olsun.
MEHMET DOĞAN 04 Ocak 2020 00:27
Bizde sizden razıyız sevgili hocam.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN