Back To Top
Kavala o kuyuya nasıl atıldı?

Kavala o kuyuya nasıl atıldı?

 - Son Güncelleme: 22.02.2020 Cumartesi 18:43
- A +

2017’de uçaktan inerken gözaltına alındı. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye'nin Kızıl Soros’u olmakla suçlandı. Gazetelerde hakkında onlarca iddia ileri sürüldü ama onca iddiaya rağmen iddianamesi 1.5 sene boyunca yazılamadı. AİHM, tutukluluğu için hak ihlali kararı verdi ama mahkemeler kararı uygulamamakta direndi. Ve son olarak da hakkında ağırlaştırılmış müebbet istenen, mahkemede beraat etmesine rağmen Cumhurbaşkanı "Perde arkasında Soros türü bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı içerideydi bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar" dedi ve beraat kararını veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma açıldı, aylar önce tahliye edildiği başka bir dosyadan tekrar tutuklandı. O dosyadan tutuklu kaldığı sürede bir sanığın tutuklu tutulabileceği maksimum süre olan 2 yıla yaklaşmak üzere. Ortada yine bir iddianame yok...

Herkes aynı soruların cevabını merak ediyor: Osman Kavala ile neden bu kadar çok uğraşılıyor? Ne yaptı bu adam? Niye bu kadar önemli? Niye onun için hukuk ve siyaset arasındaki zaten delik deşik olmuş duvar tamamen yıkıldı?

Bu sorulara verilen pek çok cevap; tahmin ve siyasi analizden ibaret.

Ama bu soruların cevabını başka bir soruya cevap arayarak bulabiliriz:

Osman Kavala, o komplo kuyusuna nasıl atıldı?

Aslında her şey 15 Temmuz darbe girişiminden beş gün sonra yazılan bir yazıyla başladı.

Ortalığın tozduman, herkesin teyakkuz halinde olduğu 20 Temmuz 2016 günü bu yazı hükümete yakın bir gazetede değil, Sözcü’de çıkmıştı.

“Darbeyi izleyen bir çift göz” başlıklı yazıda ‘İzmir doğumlu Yahudi bir aile’den gelen, ‘CIA, Ergenekon operasyonları, Öcalan, Demirtaş bağlantılı’ bir Henri Barkey portresi çizildikten sonra o ana kadar duyulmamış bir iddia ilk kez dillendirilmişti:

“Fethullah Gülen’e sürekli övgüler düzen “Ilımlı İslam” teorisyenlerinden Henri Barkey, darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace’da konuktu. Niye acaba?”

https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/darbeyi-izleyen-bir-cift-goz-1322280/

Üç gün sonra 23 Temmuz 2016 günü bu iddiayı bir Türkiye gazetesi yazarı alıp biraz daha geliştirdi. “Henri Barkey kamuflaj, asıl gelen Graham Fuller miydi?” başlıklı yazıda, Barkey’in Türkiye’ye havaalanından giriş ve çıkış saatleri dakikasıyla verilmişti ama yazarın İsrail’den olduğunu söylediği kaynaklarının daha büyük bir iddiası vardı:

“Henri Barkey ile hedef şaşırtıldığını ve Graham Fuller’in bizzat darbeyi yönetmek üzere darbe günü Türkiye’ye geldiğini ifade ediyorlar. Graham Fuller, Yunanistan’da Dedeağaç’a indirilen helikopterin içindeydi. Çünkü FETÖ’cü subaylara bu görev verilmişti. Helikopter Dedeağaç’a indiğinde Amerikalı görevliler oradaydı ve Graham Fuller’i alıp götürdüler.”

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/592475.aspx

Teorinin bu versiyonu hızla yayıldı. Ana akım medyada haber oldu, sosyal medyada ve Whatsapp gibi platformlarda dolaşıma girdi.

Üç gün sonra 26 Temmuz’da bu kez Sabah gazetesinde “O gece bu otelde CIA mesaideydi” başlıklı daha iddialı bir haber çıktı.

Habere göre polis, bu iki yazı üzerine Büyükada’daki Splendid Oteli’ne gidip çalışanları sorgulamıştı. İddiaların merkezinde artık Fuller değil, Barkey ve onunla birlikte ‘darbe toplantısına’ katılan 17 kişilik ‘gizemli ekip’ vardı. Haber, ezoterik bir sonla bitiyordu:

“17 kişilik gizemli ekipte yer alan FETÖ hayranı ABD'li profesör Henri Barkey, 19 Temmuz'da otelden ayrılırken resepsiyoniste üzerinde Pensilvanya yazılı bir çan bıraktı”

https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/07/26/o-gece-bu-otelde-cia-mesaideydi

Aynı iddiayı 1 Ağustos 2016 günü AK Parti’nin daha sonra diğer Büyükada davasında da iddiaların kaynaklarından biri olan Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz tekrarladı. Helikopterle Yunanistan’a kaçan 8 askerin Büyükada’dan Graham Fuller’i kaçırdıklarını iddia etti.

3 Ağustos 2016 günü Akşam gazetesi tam sayfa “15 Temmuz gecesinin 10 karanlık yabancısı” manşetiyle çıktı.

Manşete göre “Gizlice özel bir tekneyle Büyükada’ya gelen 10’u yabancı 16 isim, burada da özel bir iskeleye yanaşmış, 2 günlük rezervasyonu olan ekip, kalkışma başarısız olunca da otelden apar topar ayrılmıştı...”

“Toplantıya katılanların ortak özelliği Irak, Mısır, Suriye ve İran üzerine uzman olmaları ve tüm darbe ve iç savaş olan ülkelerde bu isimlerin hep ön plana çıkması”ydı.

“Toplantıda belki de en dikkat çeken isim Scott Lee Peterson isimli 44 yaşındaki azılı katildi. 2002 yılında hamile olan karısı Laci Peterson’ı öldürmekten birinci derece cinayet ile hüküm giyen Peterson,  ABD’de en azılı suçlularının kaldığı California’daki San Quentin Devlet Hapishanesi’nde mahkum. Hakkında ‘iğneyle idam cezası’ hükmü verilen Peterson davayı temyize taşıdı. 13 Temmuz günü İstanbul’a gelen Peterson hala çıkış yapmadı. Mahkum olarak görünen Peterson’un hangi amaçla ve nasıl Türkiye’ye getirildiği ise soru işaretiydi.”

http://www.aksam.com.tr/guncel/15-temmuz-gecesinin-c210-karanlik-yabancisi-c2/haber-538961

Bu soru işareti, gazetenin ertesi gün yine tüm birinci sayfasını ayırdığı Büyükada haberiyle giderildi. “Katil Yunanistan’a kaçtı!” başlıklı haber bu kez ‘istihbarat’ kaynaklarına dayandırılmıştı: 

“Kayıtlara göre Peterson 'VN2100' koduyla halen hapishanede görünüyor. Böylesine bir azılı suçlunun, ABD'nin en güvenlikli cezaevinden nasıl çıkarıldığı ise akıllarda büyük soru işareti uyandırdı. İddiaya göre idam mahkumu Scott Peterson'un bazı gizli anlaşmalar yaparak Türkiye' ye getirildi, kendisine verilecek suikastleri başardığı takdirde ise hakkındaki temyiz davasının da olumlu sonuçlanacaktı. İstihbarat yetkilileri deşifre olan idam mahkumunun deniz yoluyla Yunanistan'a kaçtığı bilgisi üzerinde duruyor.”

Neredeyse bir polisiye filme dönen gazetelerdeki Büyükada haberlerini toplantıyı organize eden isimler yalanlıyordu ama o kakafonide sesleri duyulmadı.

Her kesim komplo teorisini kendi meşrebine uydurarak geliştiriyordu. Örneğin toplantıyı organize eden kurumlardan biri olan İstanbul Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi’nin başında Karar yazarı Prof. Dr. Mensur Akgün’ün olmasını, Birgün gazetesi şöyle vermişti:

“Yandaş medyanın 15 Temmuz darbesinin arkasındaki isim olduğunu iddia ettiği CIA’in gizli elemanı Henri J. Barkey’in iktidara yakın isimler tarafından İstanbul’a davet edildiği ortaya çıktı.” 

https://www.birgun.net/haber/darbenin-arkasindaki-isim-dedikleri-cia-ci-barkey-i-adaya-kendileri-cagirmis-121752

Twitter’da bazı meşhur troller buradan konuyu Ahmet Davutoğlu’na bile bağlamıştı.

Haberler üzerine Milli Savunma Bakanı soruşturma açıldığını açıkladı.

Nihayet 4 Ağustos 2016 günü toplantının Türkiye ayağını organize eden akademisyenler Emniyet’e gidip ifade verdiler ve toplantıyı anlattılar.

Toplantı, ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın adını taşıyan, Washington merkezli, Demokrat eğilimli, Türkiye’den Cumhurbaşkanları ve Başbakanların da sık sık misafir oldukları Wilson Center’in bir çalıştaydı.

Çalıştayın başlığı; “İran ve Komşuları”ydı. Wilson Center’ın İran nükleer anlaşması çerçevesinde yürüttüğü bir toplantı serisinin devamı olan çalıştayın programında açıklanan ve sitesinde de duyurulan amacı “2015 Temmuz ayında İran ile varılan nükleer anlaşmanın birinci yıldönümünde İran ve bölgedeki gelişmeleri konuşmak”tı.

Çalıştaya davet edilen uzmanların çoğu Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinden geleceği için yer olarak İstanbul ve daha konsantre olmaya uygun olduğu için de Büyükada seçilmişti.

Wilson Center’ın toplantı organizasyonu için Türkiye’deki ortağı İstanbul Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi’ydi. (GPoT Center).

GPoT, gizli olduğu iddia edilen toplantının organizasyonu için bir turizm şirketiyle anlaşmış, toplantı programını da önceden sitesinden duyurmuştu.

Çalıştayın katılımcıları 16 Temmuz günü başlayacak toplantı için Büyükada’ya özel teknelerle özel bir iskeleye yanaşarak değil, ada vapuruyla gelmişlerdi.

Kimliklerini veya pasaportlarını vererek adlarına rezervasyon yapılmış otele yerleşmişler, akşam yemeğini beklerken otelin balkonunda sohbet etmeye başlamışlardı.

Ortada herhangi bir gizlilik yoktu.

Çalıştaya davetli olan 3’ü Türk ve 9’u yabancı uzman ve akademisyenin de çoğunun uzmanlık alanı Türkiye değildi.

16-17 Temmuz günleri yapılan çalıştayın oturumlarının başlıkları şöyleydi: Ortadoğu’da Yeni Bir Soğuk Savaş mı var? İran’ın Bölge Algısı. Türkiye’nin İran’a Bakışı ve Bölgesel Gerilimler. Suriye: Yüzyılların Gerilimi. Türkiye ve İran Arasında Irak. Mısır ve Afganistan.

Çalıştaya bu başlıklarda konuşabilecek uzmanlar davet edilmişti.

Toplantı için Kabil’den gelen Mesud Karokhail, Afganistan’ın ilk dış politika think-tanklerinden birinin kurucusu ve direktörüydü. Samir Sumaida'ie, 74 yaşında Iraklı eski bir siyasetçi ve Irak’ın eski ABD elçisiydi. Ahmed Mursi, George Washington Üniversitesi’nde Mısır-İran ilişkileri üzerinde uzman olan bir akademisyendi. Georgetown Üniversitesi’nden Merve Davudi Suriye uzmanıydı. İranlı Ellie Geranmayeh Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin, sık sık ABD televizyonlarına çıkan, gazetelerinde yazan ünlü İran uzmanlarındandı. Ellen Laipson, Obama yönetiminde danışmanlık yapmış, BM’de görev yapmış tecrübeli bir isimdi. Ali Vaez ise Uluslararası Kriz Grubu’nun İran projesi direktörüydü. Türkiye’den katılan akademisyen Şaban Kardaş Dışişleri Bakanlığı’na çok yakın olan ORSAM’ın başkanı, Bayram Sinkaya ise Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim görevlisi ve Türkiye’nin önde gelen İran uzmanlarından biriydi.

Ev sahiplerinden Prof. Dr. Mensur Akgün, Kültür Üniversitesi öğretim görevlisi ve GPoT’un direktörüydü. 

Bir diğer ev sahibi olan İzmir doğumlu Henri Barkey ise 1998-2000 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmıştı, üniversitelerde ders veren, uzmanlık alanı Türkiye ve Kürt meselesi olan bir akademisyendi. 2015 yılından itibaren Wilson Center’in Ortadoğu Programı’nın direktörlüğünü yürütmekteydi. İran projesi de kendisinden önceki İranlı direktörün başlattığı bir projeydi.

Yani ortada darbe planlayabilecek ya da yönetebilecek gizemli insanlar ya da istihbaratçılar da yoktu.

Çalıştaya katılan uzmanların bazılarının eşleri ve nişanlıları da oteldeydi. Onlardan biri Ellie Geranmayeh’in Amerikan Christian Science Monitor gazetesinin Türkiye muhabiri olan nişanlısı Scott Peterson’dı.

Yani Akşam gazetesinin isim benzerliğinden darbede suikastlarda kullanılmak üzere hapishaneden kaçırılıp Türkiye’ye getirildiğini zannettiği Amerikalı katil zannettiği kişi...

15 Temmuz akşamı katılımcılar otele gelip yerleşmiş, darbe haberi üzerine bazıları çeşitli kanallarda darbe teşebbüsünü yorumlamış, darbenin bastırılması üzerine toplantının yapılmasına karar verilmiş, ertesi gün de toplantı darbenin bastırılmasını öven konuşmalarla açılmıştı.

Katılımcılar iki gün boyunca çalıştayda İran'ı konuşmuşlar, toplantı bittikten sonra İstanbul’daki otellerine geçmişler, birkaç gün daha İstanbul’da vakit geçirip, Türkiye’den ayrılmışlardı.

Yani kimse telaş içinde değildi, Türkiye’den de kaçmamıştı.

Günlerdir haberlerde iddia edilenlerin tek cümlesi bile doğru değildi.

Buraya kadar tamam.

Peki, Büyükada’daki İran konulu bu toplantıyla Osman Kavala’nın ne ilgisi vardı?

Nasıl olup da Osman Kavala bulunmadığı, davetli bile olmadığı bir toplantıyla ilişkilendirilebilmişti?

Artık oraya gelebiliriz.

Büyükada’daki bu toplantı üzerine İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bir soruşturma başlattı. Soruşturma polisin tespitlerine ya da istihbaratına dayanmıyordu. Bunu soruşturmanın başlangıç cümlesinden anlıyoruz:

“15-07-2016 tarihinde gerçekleşen FETÖ/PDY Terör Örgütü’nün darbe girişimi ile ilgili olarak basında “Büyük Adada bulunan Splendid Hotel de CIA ajanlarının Büyük Adada Darbe toplantısı yaptıkları” şeklinde haberlerin yer aldığı tespit edilmiştir.”

4 Ağustos 2016’dan itibaren çalıştaya katılan ve Türkiye’de bulunan isimler Emniyet’e davet edilip ifade verdiler.

İşte Osman Kavala’nın ismi ilk olarak bu ifadelerden birinde geçti.

‘18 Temmuz akşamı Karaköy Lokantası’nda başka bir masada yemek yiyen Osman Kavala ile karşılaşıp, sohbet ettik, daha sonra lokantaya başka bir grupla Henri Barkey de geldi onunla da yeni yerleştikleri otelin Büyükada’daki otelden sonra ne kadar kötü olduğunu konuştuk’ diye devam eden bir ifadeydi bu.

İfadede soruşturulan konuyla doğrudan ilgisi olmayan bu detay bilgi, nedense polisin ilgisini çekmişti.

8 Ağustos 2016 akşamı polis, Karaköy Lokantası’na gidip 18 Temmuz 2016 gününe ait kamera görüntülerini almak istedi. Ama lokantadaki güvenlik kamerası kayıtları eskiye doğru uzun süre tutulmuyordu, görüntüler bulunamamıştı. Aynı güne ait lokantanın rezervasyon defterinin fotokopisi alınmıştı.

Ama bu kadar büyük iddiadan, haberden sonra soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadı. Büyükada’daki toplantıyla ilgili gazetelerde çıkan haberler de bir soruşturmaya dönüşmedi.

1.5 yıl boyunca bu soruşturmada herhangi bir gelişme olmadı.

Bu arada “İkinci Büyükada” soruşturması patlamış. Büyükada’da Uluslararası Af Örgütü’nün düzenlediği bir toplantı polis tarafından basılmış, yine komplo teorileri havada uçuşmuş. STK temsilcileri tutuklanmış. Tutuklananlardan biri Alman vatandaşı olduğu için Almanya ile Türkiye karşı karşıya gelmişti.

Ama birinci Büyükada toplantısı neredeyse unutulmuştu.

Ta ki 19 Ekim 2017 günü Antep’ten İstanbul’a gelen Osman Kavala, uçağın kapısında gözaltına alınana kadar.

Ertesi gün 1.5 yıl önceki toplantının katılımcılarından ORSAM Başkanı Şaban Kardaş da gözaltına alındı.

Kavala’nın gözaltı gerekçesindeki ilk iddia “15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle ilgili 15-16 Temmuz 2016’da Büyükada Splendid Otel’de yapılan darbe teşebbüsü sürecinde, darbenin organizatörlerinden Henry Jack Barkey ile yabancı uyruklu kişi ve kişilerle olağanın ötesinde yoğun irtibat kurarak darbe teşebbüsüne katılmak suretiyle Anayasal düzeni cebir ve şiddet yöntemleri ile değiştirmek suçunu işlediğine dair bulgu ve delillere ulaşıldığı” ydı.

Ama ortada Büyükada’daki toplantıyla ilgili somut bir delil ya da soruşturma yoktu. Hatta baş şüpheli Henri Barkey’in adı bile soruşturmada yanlış yazılmıştı.

Kavala’ya yöneltilen ikinci suçlama ise 3.5 yıl önceki Gezi olaylarıyla ilgiliydi: “Hükümeti ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye yönelik ayaklanma olan ve tüm terör örgütlerinin (FETÖ/PDY, PKK/KCK, DHKP/C, MLKP) aktif katıldığı ve destek verdikleri, kamuoyunda ‘Gezi olayları’ olarak bilinen eylemlerin yöneticisi ve organizatörü olmak”

Ama daha da tuhafı, Kavala iki hafta önce gözaltına alınan ABD İstanbul Konsolosluğu’nda uyuşturucuyla mücadele birimi DEA görevlisi olarak çalışan Metin Topuz’la aynı soruşturmadan gözaltına alınmış gibi görünüyordu. Ama Kavala ile Topuz arasında herhangi bir ilişki de kurulmamıştı.

Peki, neydi Kavala’nın “darbenin organizatörlerinden Henry Jack Barkey ile yabancı uyruklu kişi ve kişilerle olağanın ötesinde yoğun irtibatı”?

Bununla ilgili deliller Kavala’ın avukatlarına dahi verilmeden bir ay sonra Sabah gazetesinde haber oldu. “Barkey ile Kavala 93.5 saat görüştü” başlıklı habere göre Kavala sadece kendi telefonundan değil, on üç saat eşinin, bir buçuk saat ablasının, bir buçuk saat ortağının ve elli dört dakika da şirket müdürünün telefonundan Barkey ile görüşmüştü. Yani Mayıs 2015’den Haziran 2016’ya kadar olanki dönemde toplamda 93.5 saat telefonda görüşmüşlerdi.

Yine habere göre Kavala, “28 Haziran 2016'da Şişli'de sahibi olduğu Menka Ticaret ve Sanayi A.Ş.'de ve iki gün sonra da Diyarbakır'da Barkey'le buluşmuştu.”

https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/11/15/barkey-ile-kavala-935-saat-gorustu

İki yeni sevgili için bile çok yüksek olan bu 93.5 saatlik telefon görüşmesi iddiası üzerine Kavala’nın avukatları gazeteye sızdırılan bu HTS raporlarının kendilerine de verilmesini istediler.

Nihayet raporlar kendilerine verilince gerçek ortaya çıktı.

Bu 93.5 saat telefon görüşmesi değil, her ikisinin telefonlarının yakın baz istasyonlarından sinyal verdikleri toplam süreydi.

Ama herhalde sadece Kavala’nın telefonunun baz sinyal rakamı yeterli bulunmayınca eşinin, kardeşinin, şirket çalışanlarının telefonlarının ortak sinyal sayısı da buna eklenmiş ve 93.5 saat rakamına ulaşılmıştı.

HTS raporuna göre, 2010 ile 2017 arasında Kavala’nın telefonda görüştüğü önde gelen tek bir FETÖ şüphelisi vardı; Cumhuriyet gazetesi davasında FETÖ’ye yardımdan yargılanan gazeteci Aydın Engin. Bu da herhalde o yıllar için Türkiye ortalamasının çok çok altında bir FETÖ’cü tanıma oranına denk düşüyor...

Ama savcılık bu iddialarından 1.5 yıl boyunca bir iddianame yazamadı. Nihayet 1.5 yıl sonra AİHM’in zorlamasıyla bir iddianame yazılabildi.

Ama o iddianame de artık ilk gözaltı nedeni olan Büyükada, darbe, FETÖ iddiaları üzerine değildi.

2013 yılında FETÖ’cü polislerin Gezi olayları ile ilgili aralarında Osman Kavala’nın da olduğu bir grup insan hakkındaki olayların başlamasından sonraki tarihlere ait telefon dinleme, fiziki takip raporları ve halen FETÖ davasından Silivri’de yatmakta olan eski İstanbul Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç’ın Gezi olaylarını Osman Kavala ve Mehmet Alabora üzerinden Soros ve Otpor’a bağladığı hükümete sunulmuş bir komplo teorisi baz alınmıştı.

Yani Kavala’ya bir iddianame yazabilmek için bir Gezi Davası icat edilmişti. O davanın iddianamesindeki absürtlükler üzerine bu köşede çok yazı yayınlandı. Nihayet mahkeme de bütün bu suçlamalardan tüm sanıkları beraat ettirdi.

Bu beraat kararı üzerine patlak veren Gezi direnişi-Gezi darbesi kavgasının ortasında kalan Kavala, 11 Ekim 2019 tarihinde hakkında tahliye kararı verilen darbe soruşturmasından tekrar tutuklandı.

Savcılık tutuklamaya sevk yazısında Kavala ile Henry Barkey’in 2016 yılı Haziran ayında iki kez ve 18 Temmuz 2016 günü de bir kez görüştükleri iddia ediyordu.

18 Temmuz 2016 günü Karaköy Lokantası’nda Barkey ile karşılaştıklarını ve ayaküstü sohbet ettiklerini Kavala ifadesinde anlatmıştı.

Ama diğer iki görüşmeyi ifadesinde reddetmişti.

Ama daha tuhafı, tutuklamaya sevk yazısında savcının “görüştüler” dediği tarihler, iki sene önceki HTS kayıtlarında ve ifade tutanaklarında yer alan tarihlerle aynı değil.

Aceleyle tutuklamaya sevk kararı çıkarılırken savcı tarihleri karıştırmış olmalı...

Tutuklamaya sevk yazısında savcı, ‘Kavala ve Barkey’in darbeden önce 27 Haziran 2016 günü Kavala’nın Şişli’deki Menka AŞ adlı işyerinde görüştüklerini, devamında da 30 Haziran 2016’da Diyarbakır ilinde bir araya gelerek PKK terör örgütü irtibatlı kişilerle buluştuklarının tespit edildiğini” ileri sürüyor.

Halbuki bir önceki iddianamenin eklerinde bulunan HTS raporuna göre Osman Kavala 27 Haziran 2016 günü Diyarbakır’daydı. 28 ve 30 Haziran günü ise İstanbul’daydı. Henri Barkey ise 30 Haziran günü Diyarbakır’daydı.

Nitekim iki yıl önceki sorgu tutanağında da savcı Kavala’ya şöyle sormuştu: “Yapılan teknik çalışmalarda 27 Haziran 2016 tarihinde sizin Diyarbakır ilinde bulunduğunuz, 28 Haziran 2016 tarihinde Henri Barkey ile Şişli’de bulunan Menka AŞ isimli işyerinde beraber bulunduğunuz, sonrasında 30 Haziran 2016 tarihinde Henri Barkey’in Diyarbakır’da bulunduğu anlaşılmıştır.”

Yani savcı elinde sadece yakın baz istasyonlarından sinyal verme delili olan bu buluşma iddialarındaki tarihleri bile birbirine karıştırmış, iki ismi 27 Haziran’da İstanbul’da 30 Haziran’da Diyarbakır’da buluşturmuştu. Üstelik daha önceki sorgu tutanaklarında hiç geçmeyen bir iddiayı da ortaya atıp PKK’yla irtibatlı kişilerle onları buluşturarak...

Kavala iki yıl önceki sorgusunda 28 Haziran’da Şişli’deki şirketinde de Diyarbakır’da da Barkey’le görüşmediklerini söylemişti. 

Kavala, ifadesinde Diyarbakır’a 27 Haziran’da belediye ve sivil toplum örgütleriyle Anadolu Kültür’ün olarak orada yürüttüğü kültür projeleri için görüşmeye gittiğini, 28 Haziran’da İstanbul’da Barkey’le şirketinde buluşmadığını, şirketi Elmadağ’da olduğu için belki Barkey’in oteli o civardaysa telefonlarının bu yüzden yakın bazlardan sinyal vermiş olabileceğini anlatmıştı.

Nitekim, bu görüşme iddialarını sorduğum Henri Barkey de 28 Haziran 2016 günü Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in kurucusu olduğu Süleymaniye’deki Irak Amerikan Üniversitesi’nin mütevelli heyetinin yıllık toplantısı için İstanbul’da olduğunu ve muhtemelen Elmadağ civarındaki otellerden birinde kaldığını, Kavala’yla görüşmediğini söyledi.

Toplantının ardından 30 Haziran 2016’da da uzmanlık alanı olan Kürt meselesi çerçevesinde görüşmeler yapmak üzere Diyarbakır’a gitmiş, burada da Kavala ile karşılaşmamıştı.

Yani tutuklama gerekçesinde ortak bazlardan verilen sinyallerden “görüştüler” gibi net hükümlere varmakla kalınmamış, o sinyallerin tarihleri de çarpıtılıp yan yana gelmemiş insanlar yan yana getirilmişti.

Yani günün sonunda Osman Kavala’nın 2017’de ve 2020’de iki kez darbeden tutuklanmasına neden olan suçlama olarak elimizde kalan şu:

Gazetelerin hakkında komplo teorileri ürettiği bir toplantıya katılmamış olmasına rağmen, o toplantıya katılmış biriyle lokantada karşılaşıp ayaküstü sohbet etmek...

Üstelik bu kör testereyle kesilmiş komplo için ilk taşı da geçen hafta Kavala’nın aslında ‘yetmez ama evetçi değil, muhalif olduğunu, o yüzden gönül rahatlığıyla desteklenebileceğini’ anlatan bir yazı kaleme alan, kendisi de komplo teorilerinden mağdur olup, hapis yatmış Sözcü yazarı atmıştı.

Osman Kavala, hakkında üretilen komplo teorilerini ispatlamak için orasından burasından çekiştirilen, çarpıtılan delillerle suçlanıyor dört yıldır.

Bu komplolara inanıp zamanında büyük laflar etmiş devlet büyükleri laflarının altında kalmasın diye de bir adamın yılları hoyratça harcanıyor.

Ne de olsa Kavala sadece bir TC vatandaşı, Ankara’nın ona adaleti imtiyaz olarak vermesini sağlayacak arkasında güçlü bir ülke yok.

Herhalde Osman Kavala’nın bu komploların hedefinde olmasının esas sebebi siyasi kimliği ya da yaptıklarından çok Türkiye’de pek benzeri olmayan kentli, eğitimli, dünyayla ilişkileri olan, muhalif, aktivist işadamı profili.

İktidarı muhalefeti, sağı solu bu alışılmadık tuhaf profili, bütün komplolara yakıştırıyor.

O yüzden dört sene önce el birliğiyle bir komplo kuyusuna atılan Osman Kavala yıllardır oradan çıkamıyor.

Üstelik kurtlar saldırdı yalanı için elde delil olarak kana boyanmış bir gömlek bile yok...

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 23 Şubat 2020 19:40
Sn. Osman Kavala davası 'Siyasi bir dava' kimse su soruyu sormuyor siyasi davaların mahkemelerde ne işi var? Bu davaların yeri siyaset sahnesi değil mi? Nasıl oluyor da siyasi bir davayı mahkeme etmeye razı olabiliyorlar?
hamza akyol 22 Şubat 2020 21:02
yazınız için tebrik ediyorum. sadece hukukun rezilliğini değil; ülkenin akıl, zeka, insanlık ve ahlak profilini vermişiniz.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 20:44
Trol kızıllamaları 'sap' gibi görüntü veriyor, mide bulandırıcı... İğrenç mes'eleler.
Ben 22 Şubat 2020 19:21
Komplo teorilerine kolayca inanıverme çapsızlık, cahillik ve tembellik belirtisidir. Biz tembelliğe alışık millletiz. İşimiz gücümüz bir kahraman gelsin, mehdi gelsin bizi kurtarsın. Bütün olayları komplolar, dış güçler, ajanlar, dış mihrak ve iç mihrak ile açıklar kendimizi rahatlatır bir şey yapıyoruz zannederiz. Halbuki böyle davranmak cehalet ve çapsızlığımızı bağırarak dünyaya duyurmaktır. Düz dünyacı birinin bütün dünyayı küreci komplocu zannetmesi kadar cahiliz biz de, maalesef.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 15:53
..suç soruşturması suçluya ulaşmak için yapılır..daha doğrusu suç ve suçluya ulaşmanın iki yolu vardır..1-delillerden suçu aydınlatıp ,suçluya ulaşmak..2-suçluyu yakalayıp delillere ulaşmak(20-21yüzyıl için çok gerilerde kalan bir yol)..ancak günümüz Türkiye’sinde 3.bir yol icat edildi..önce ortamı kriminalize edip.algılarla toplumu gerip,komplo teorileri ile zihinleri bulandırmak ve suç algısı oluşturmak..bu yolla suçlanmaktan kimse kaçamaz..aslında bu aydınlatmak değil karartmaktır..ülkenin geleceğinin karartılmasana kadar gider bu süreç..aydınlıktankorkan karanlık beyinler yapar bunu ancak
Mustafa ALSANCAK 22 Şubat 2020 15:50
İşin en üzücü tarafı insanlara bu gibi sadistçe zulmedenler ne tuhaftır ki her Allah’ın günü Allah ve Peygamberi ağızlarından düşürmeyen insanlar arasından çıkmakta. Şu şiddete bakınız ki, sn C. Başkanı daha Kavalan’ın tahliyesi duyulur duyulmaz tahliye kararı veren hakimler heyetinin kötü niyetli olduğunu söyleyecek kadar kin ve nefretini tarafsız olması gerekirken kimseyi takmadan haykırabildiğine göre bu şartlar altında Kavala’yı bir deri bir kemik kalasıca kadar dört duvar arasında tutun emridir bu. Dünya kamuoyu bu Adalet anlayışını ibretle takip etmektedir. Alın size Tek Adam tahakkümünü
turgut ertav 22 Şubat 2020 15:46
Kişiye göre uygulanan hukuk Türkiye de var herhalde.Soros için;aynı gün içinde hem beraat hem yeniden tutuklama kararı ,dünyanın başka yerinde yoktur.Ortada; Bilal , bakan çocukları ve yolsuğa adı karışan bakanlar için işletilen güdümlü hukuk,bir de başkaları için uygulanan güdük hukuk var.Ne demişler?''Burası Türkiye!''
külyutmaz 22 Şubat 2020 15:01
Bütün dünyada bir 'ayak takımı kalkışması' yaşanıyor.Zombi orduları gibi medeni kurumlara saldırıyorlar.Bir örnek daha: Mahkeme, bence de haklı olarak Ceren Damar'ın katiline müebbet verdi.Ama bu kesmedi katilin avukatına soruşturma açıldı.Ulan avukata soruşturma açılır mı? Adamın işi kim olursa olsun savunmaktır.Savunurken de müvekkilinin lehine olabilecek bütün delilleri ve savları hakimin önüne koyar.(Savcı aynı şekilde davranamaz.Delil toplama aşamasında bulduğu OLUMLU delilleri de mahkemeye sunmak zorundadır.)
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 14:52
komplunun başı olarak gösterdiğiniz yazının hiçbir yerinde Osman KAVALA nın ismi geçmiyor. Henri BERKEY, Graham FULLER, BÜYÜKADA ... bunlarla ilgili bir çok yazar uzun zamandan beri yazıp çiziyor zaten. Bir nevi sizde kendinizce komplu oluşturmuşsunuz.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 14:31
CIA'nın adamı olsa bunlar başına gelir miydi? Adam sahipsiz, tepesine biniyorlar. Ülkemin hali bu.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 14:24
Ajanlarla 94 saat neden konuşsun kendi telefonundan O. Kavala... Kavala ajan olsa, o kadar “geri zekalı” mı CIA’le o kadar saat konuşsun... O konuşsa CIA yapar mı böyle bir hata... Delil bırakır mı... Bazıları, hiç okumuyor, birazcık bile düşünmüyor. Ne söylenirse ona inanıyor, ezberliyor... Bozuk plak gibi, dönüp dönüp aynı şeyi söylüyor...
Karar okuru 22 Şubat 2020 14:10
Ülkeyi yönetenlerin ve yargı erkinin trollerin iğvasına kapıldıkları utanç verici bir cinayeti izlemekteyiz. Öküz altında buzağı arayan bir komplocu kafanın sonuçlarını düşünmeden başlattığı bir sorgulamayı havuz medyasındaki tetikçi troller fırsat bilmiş. Onların akla ziyan ve alçakça çabasıyla tam bir cadı avı senaryosu üretilmiş. Osman Kavala'nın 2,5 yılı çalındığı gibi, Türkiye de iftiranın saldığı korku ve dehşete kurban gitmiş. Burada din, ahlak, kanun, vicdan, akıl ve insanlık yok!
KARAR OKURUMürsel 22 Şubat 2020 13:27
Anladığım; 1- Türk istihbaratı yasal görevini düzgün yapmamış 2- Açıklık şeffaflık; dernek toplantı vb işler için de şart( açık yaraya kurt düşmez- yarası olan gocunur) 3-Topyekün; güven adalet şeffaflık ve muhasebe her zamankinden daha elzem!
KARARin OKURU 22 Şubat 2020 13:16
Yıldıray Oğur günün yarısında kavalayı aklamak için yazıyor kalan yarısında da gazetecilik yapıyor. Kavalayla ilgili bu kaçıncı yazı sayamadım valla. Bir yazınızda da kavalayla aranızdaki bağı yazın da araştırmacı eleştirel gazetecilik yönünüzü görelim.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 14:34
17
Adam bir haksızlığa karşı geliyor. Bu Kavala olmuş başkası olmuş ne önemi var. Haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmamış. Kendi mahallesinden olmayan bir insanın saçma sapan gerekçelerle hapislerde çürütülmesine karşı çıkıyor. Allah haksızlığa uğrayanın yanında olanlardan razı olsun. Sizin gibilerin şerrrinden de korusun.
KARARin OKURU 22 Şubat 2020 23:25
0
14:34. Bir: Kavalanin mahallesinden olmayan Yıldıray Oğur acaba hangi mahalleden? İki: Kavalayla aynı mahalleden olmadığını nereden biliyorsunuz? Kavalayı o kuyuya atan gazetelerden olan Birgün gazetesiyle Kavalanin bir bağının olduğunu mesela kurucusu olduğunu biliyor muydunuz? Yıldıray Oğurla açık toplum vakfı veya aynı doğrultudaki hangi vakıflar arasında ne gibi bağlar olduğunu biliyor muydunuz? Şu anda Türkiye'de kavaladan kat be kat daha fazla hukuk elinde zulüm gören onlarca insan var acaba Yıldıray onlarla ilgili neden hiç yazı yazmaz hiç düşündünüz mü? Korkusuz araştırmacı gazeteci Y
külyutmaz 22 Şubat 2020 13:05
Bu ülkede nedense savcılar ve gazeteciler iftira atma hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar.
Najaz 22 Şubat 2020 12:29
Osman Kavala'nın siyasi rehin olarak tutulmasının sebebi, iktidarın TÜSİAD'a yani İstanbul sermayesine gözdağı verme isteğidir. "Hakkınızda hiçbir delil yokken, keyfi bir şekilde her birinizi kolunuzdan tuttuğumuz gibi içeri tıkarız" tehdidi, Kavala davasında somutlaşarak sermayenin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor ve karşılığında kayıtsız-şartsız itaat isteniyor.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 12:12
Savcı tarihleri karıştırdığı gibi Barkey’in ismini de yine yanlış yazmış...
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 12:12
Kavala ya üzüldük. Ancak Kavala nın arkası çok. Onu savunan yazı yazan görüş belirten bir sürü insan var. Ama suçsuz yere sırf cemaat sempatizanı diye ceza almış içerde yatan yargılanan işinden atılmış binlerce gariban var kimseleri yok. Bir avukat bile tutamamışlar devletin atadığı avukat savunuyor. Ne kadar savunuyorlar ise artık. Yazıktır günahtır vebali büyüktür.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 13:49
3
İyi tarafından bak. O mazlum dediklerin yıllarca diğer insanlara yapılan zulümleri görmedi. Bu vesileyle bu bakış açılarının yanlış olduğunu anlamış oldular.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 11:12
Sayın yazar derdinizin gerçekten adalet olduğuna, bir insana yaşatılan zulmü tel'in olduğuna zerre kadar inansam bir yorum yazardım ama adaletin bu vecheye gelmesinde siz ve gazetenizde en az oda'cilar kadar sorumlusunuz. Dolayısıyla hiç inandırıcı değilsiniz vesselâm.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 14:27
4
O zaman geldiğimiz yerde kalalım, suçlamaya söylenmeye devam edelim. Geçmiş takıntısı olanlar, bir adım ilerleme sağlayamıyor...
HAKAN ALP KAFKAS 22 Şubat 2020 11:05
KUYUNUN YUSUFLARI "O yüzden dört sene önce el birliğiyle bir komplo kuyusuna atılan Osman Kavala yıllardır oradan çıkamıyor." diyorsunuz. DÖRT KOCA YILDIR O KUYULARA ATILAN NİCE KAVALALAR VAR. İki uyduruk tanık, kanaat ve iftiralarla oluşturulan algı. En az 6.3 alıyorsunuz. siz ve aileniz sivil ölüme muhatap kılınıyor. Geçmiş olsun Türkiye! Geçmiş olsun Siyasal İslam! Hatta geçmiş olsun Müslümanlık! Her şey yalana ve zulme dönüştü. Hiçbir aidiyet hissetmiyor insanlar. Hz. Ömer Adaleti mi, Yusuf mu? Yusuflar mı? GEÇİNİZ, GEÇİNİZ... ADALET DE HRİSTİYAN BATIDA...
mutlu yücel 22 Şubat 2020 11:04
Kavala kardeşim, son lafımı aştan söyleyeyim suçlusun. Sen önce kendi sınıfına ihanet ettin. Mademki patronsun, patron gibi davranacaksın. İşçi temsilcileri bile kendi sınıfına madik atarken, senin üzerine vazifen mi ki, yok örgütlü toplummuş, işçi haklarıymış, yok sivil toplum sevdasıymış ta, falanda fişmikan.Şimdi herkes sümüğünü silemeyen bebelerin o minik elleriyle uzattığı paraları dâhi Kızılay vasıtasıyla ham yaparken,
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 11:04
Manipülasyona açık ve eğitimsiz bir toplum olunca herkes manipüle edebiliyor... Ayağı yere basmayan hayal gören, gördürülen insanlarla yaşamak ve bir şeyler başarmak çok zor, mucize istiyor...
Ehl-i İrfan 22 Şubat 2020 11:01
Bir annenin attığı terliği SİLAH kabul eden HUKUK,Türkiye'yi yakıp yıkan altını üstüne getiren,yirmidört saat canlı yayınlanan,yüzlerce kameranın kayıt yaptığı GEZİ-İŞGAL-İSYAN eylemlemlerinde delil,fail ve silah bulamıyor.Savcının sanık-fail olarak iddianame hazırladığı O Kavala'nın hakkındaki mahkemenin berat kararından sonra yazarın bugünkü savunması pardon yazısı da mahkemenin berat kararını adeta 'temyiz' ediyor.Oğur,O Kavala'nın bu olayın faili olmadığını sanki o süreçte yanındaymışcasına çok emin bir şekilde savunuyor,yazıyorsunuz.Terlik silah oluyorda,gezideki silahlar ne oluyor acaba?
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 13:46
20
'Ehl-i İrfan' dan ehli fitne bir yorum. Asıl soru şu O. K. kaç paralık bir adam ki o kitleleri biraraya getirsin, getirebilsin, yönetebilsin, yönlendirebilsin, gütsün(!)? Anlayabilmek için de ehl-i irfan olunmalı.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 16:09
6
Delil, delil, delil. İspatlayabiliyormusun ? Yoksa ezbere kara mı çalıyorsun?
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 10:59
Kavala kim tanımam zaten gerekmez de çünkü adaletli olmak tanışık olmak aynı dinden olmak veya aynı dili konuşanlar arasında olur diğer insanlara istediğini uygulama anlamına gelmez bizim dinimizde adalet hiç bir inanç mezhep meşrebi ayırt etmeden uygulanır ve bunun için de ulvi ve yücedir eğer bu yaptıkları; doğru ise eyvallah yok değil ise Allah in adaleti şaşmaz
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 13:39
1
"...........bizim dinimizde adalet hiç bir inanç mezhep meşrebi ayırt etmeden uygulanır ve........", galiba başka bir alemde yaşıyorsun, ya da yaşamıyor; zombisin.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 10:43
Her yer komplo teorisi... Eskiden biri kuyuya bir taş atıyor elli kişi çıkaramıyordu. Şimdi biri kuyuya bir taş atıyor arkasından elli kişi daha... Kuyuya düşen ilk taş nasıl çıksın... Ütündeki taşlar onu mezara gömüyor... Sonradan “iyi insan, yardımsever vs. demek timsah gözyaşı dökmekten başka bir şey değil...
Karar okuru 22 Şubat 2020 10:41
Konu uzun olunca uzunca anlatmak gerekiyor. Türkiye'nin hukuk itibarına bunca şaibe uyandıran bu dava kime ve neye hizmet ediyor?
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 10:26
Kavala'nın başına gelenler,Osman Kavala nın savunma sanayinde önemli şirketleri olması ve bu sanayi dalına son 10 yıldır iktidara yakın yeni şirketlerin girmesi ile bu rekabetin kirli bir savaşa dönüşmesinin sonucu olabilir mi?
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 11:01
14
Uçma!
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 12:51
4
Birdenbire herşey anlam kazandı.
KaRAR OKURu 22 Şubat 2020 13:36
9
adamlar soyguncu. onbinlerce insana terörist damgası vurup mallarına çöreklendiler. adına da savaş ganimeti dediler. karunlaştılar. burada durum biraz farklı. intikam alma burnunu sürtme malını mülkünü elde etme çabası var elbette.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 10:25
Kendi iç dünyada bir düşman ve suçlu bulunmuş onunla savaşılıyor, don kişot
Karar Okuru 22 Şubat 2020 10:19
Demokrasi zannedip arkasında bir süre hevesle durduğunuz anlayış işte buralara getirdi ülkeyi. Ayrıca yazar-çizer takımımızın da ortadoğulu ülkelerde ne halde olduğu ortada. Ergen hevesi ile bir şeyler yazıp, sonra tam tersi durumlarla karşılaşılıyor.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 09:31
Her yargı meselesinde objektif gözüküp Türkiye aleyhine konuşuyorsunuz. Bu tutumunuz saiki acaba çok adaletperver olmanızdan mıdır, merak ediyorum
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 12:19
14
Hazret(KO 09:31), sen, şimdi çok mu Türkiye lehine çızıktırdın? 0. Biraz bilgi topla, öyle yaz; aksi ajan-provokatör sınıfına girer. Çok mu severisin?
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 12:54
6
Yazıyı okumamışsın bu kesin...
Deli Emin 22 Şubat 2020 09:07
TÜRKİYE ELDEN ÇIKIYOR 2 Neden böyleyiz! Çün.nkü topyekün hastayız.İftira,komlo teorsine yatkınlık,analitik düşünüyor ayağına birçok kişiyi iftiracı yaptı.Herkese bu hastalık bulaştı.Çünkü analitik düşünmek yetmez.Vehimler;cehalet,kin,peşin yargı,zanlar ahlak,iyi niyet,metodik düşünme,mantık, tutarlılık kaideleri olmayınca İFTİRA üretir.E güç elde ise hasmını alt emek için iddianame diye yargının aracı olur.Atıldığımız kuyuda herkes bir şeyleri ispat etmek,inkar,,iftira curcunası içinde paçalarımızdan aşağıya çekmekle uğraşırız!Olan bu.Birlikte ülkeyi ,toplumu tüketmek için uğraşıyoruz!
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 08:56
Bir enkazın altındasın,sesini dunyan yok ,yaşıyorsun ,yalnız aglıyor ve dua ediyorsun. Medet ,medet,medet
Deli Emin 22 Şubat 2020 08:54
TÜRKİYE ELDEN ÇIKIYOR! 1 Detaylarla uğraşıyoruz.B.k ta boncuk arayanlar gibiyiz.Siz bile Yıldıray bey!Ciddi işler yapıyorken, aslında bir kaç delilin söz, davranışlarının sebep olduğu karmaşaya katılmış zavalıllar gibiyiz! TOPLUMCA DELİRDİK;DELİRTTİLER! Okudum.Havuzun,Sabah,Akşam,Türkiye gazeteleri ;İFTİRALARI iddianame kaynağı olmuş.Bu içine düşürüldüğümüz acı,komik durumu örten işleve sahip.Biraz üsten ve geri çekilip bakın göreceksiniz.!Bu kuyu içine sadece Kavala değil,herkes; RTE,iftiracılar, polisler,saçmalığı izaha kalkan yazarlar, siyasiler, savcılar, hakimlerde düşmüş vaziyette!
Karar Okuru 22 Şubat 2020 10:32
7
Cehalet nüfus artışı ile katlandı tüm dünyada. Yeni dönem verimsiz, yetersiz, üretemeyen ya da çok zorlanan yığınların yaratacağı dengesizlikler ile uğraşılacağını gösteriyor. Bir sonraki adım açık yağma ve suç patlamasına gider. Kimse eline silah verilip oraya buraya gönderilen ne idiğü belirsiz kişilerin sonra kuzu kuzu kenara çekileceğini sanmasın. ABD nin yarattığı talibanın durumu ortada
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 08:04
çok uzun yazıyorsun dostum, okurken yoruldum.
karar 22 Şubat 2020 12:34
3
yazıya konu olan davacılar o kadar çok şey yapıyorlar ki anlatmaya doyum olmuyor.bir deli kuyuya taş atıyor kırk akıllı çıkaramıyor.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 07:01
İşte tam bir Türkiye Fotoğrafı. Ne kadar yazık. Maalesef ülkemizde insan hayatı çok ucuz. Hele göze batan bir muhalif iseniz, hepten beleş. Neyse ki her hak sahibinin hakkını alacağı ahiret var. Burada sonuç beklemeyin, hesaplaşma "yevme la yenfeu" da. O zamana kadar sabır. Efendimiz (SAV) 'İn "Canı yanan sabretsin, can yakan da canının yanacağı güne beklesin" haberi muhakkak tahakkuk edecektir.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 06:59
Sahibinin sesi medyası varlığını ıspatlamak için tüm dünya Osmanlı'ya karşı yalanını destekleyici safsatalar üretmek zorunda sahibinin gözüne girmek için. O yüzden akla gelen her türlü "olumsuz" unsur (CIA, Soros, PKK vs.) ortaya karışık sunulur. İkbal, terfi peşindeki "hukuk" eğitimi almış memurlar da bunun üstüne atlar.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 06:52
Sayın yazar Kavala'nın avukatı bu kadar güzel savunma yapamazdı.Tutuklama yanlış bir uygulama.Ama durun bakalım.Bu karar kesinlessin daha bir coķ aşamalar var. Yargıc gibi olmayın.Anayasa'nın görülmekte olan davalara ilişkin hükümleri sizi de bağlar.
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 09:53
37
Seni atalım içeriye 4 yıl hiç bir delil olmadan, sonra bekleyelim sonuçları olmaz mı? İnşallah senin veya sevdiklerinin başına bunlardan beteri gelsin.
Karar Okuru 22 Şubat 2020 10:37
10
Ölme eşeğim ölme yani. Bu kalitedeki toplum böyle yaşar. Ama işler şirazesinden çıkınca bedeli toplum öder. Koy cebine 100 dolar git bir hafta kal İranda ye iç. İdare ediyor. Burası da o hale gelir yakında
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 11:24
5
Beddua edenin yüzünden neler oldu görmedin mi? Hala akıl etmiyorsunuz değil mi?
KARAR OKURU 22 Şubat 2020 12:36
7
O dediğiniz Anayasada değil Türk Ceza Kanununda. Yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu. Görülmekte olan davalar hakkında yazma yasağı bir tek yazara mı var? Olayın başlangıcını ve nasıl geliştiğini yazmış. İsteyen okur, öğrenir. Talimat bile veriliyor... Onlara bakın siz...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN