Back To Top
Nasıl olsa bir gün bir arşivde okuruz...

Nasıl olsa bir gün bir arşivde okuruz...

 - Son Güncelleme: 23.10.2019 Çarşamba 11:20
- A +

Geçen hafta arşiv ve tarih severleri çok heyecanlandıran bir haber vardı; “Talat Halman’ın arşivi İstanbul Şehir Üniversitesi’nde.”

Talat Halman ve Şehir Üniversitesi. 

İlk başta düşününce yan yana gelemez gibi duruyor.

Talat Halman, bir tümamiral ile bir paşanın kızının oğlu. Robert Kolej’de ardından Columbia Üniversitesi’nde eğitim görmüş DPT’de çalışmış, Columbia Üniversitesi’nde, New York Üniversitesi’nde ders vermiş, Shakespeare’i Türkçe ‘ye, Nazım Hikmet’i, Yunus Emre’yi İngilizce ‘ye çevirmiş, 12 Mart’tan sonra kurulan teknokrat hükümette Başbakan Nihat Erim’in davetiyle gelip, Kültür Bakanlığı’nı kurmuş, Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı.

Kültür sanat insanı olması dışında, sıkı bir laik ve Kemalist. Gazete yazılarından, bu net siyasi çizgisini görmek mümkün.

Şehir Üniversitesi ise 1980’lerde Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmuş, muhafazakar kesimin yeni genç entelektüellerinin kurduğu Bilim ve Sanat Vakfı’nın içinden  2008 yılında doğmuş bir üniversite.

Ama kısa zamanda üniversitenin sadece bina, öğrenci ve bol titrli hoca demek olmadığını ispatlayarak “muhafazakar kesimin üniversitesi” yaftasından kurtulup, “üniversite” olmayı başarmış bir kurum.

Üniversitenin akademik kadrosu kadar, zengin kütüphanesine bağışlamış arşivler de bunun ispatı. Fuad Köprülü, Taha Toros gibi dünya görüşü olarak Şehir Üniversitesi’ni kuranların dünya görüşüyle yakın olmayan isimlerin, üniversitede ders vermiş Şerif Mardin, Kemal Karpat gibi Türkiye’nin en saygın entelektüellerin şahsi arşivleri üniversitenin kütüphanesinde bulunuyor.

Bu yüzden, Talat Halman’ın arşivini de ailesinin, gerçekten değerinin bilineceği, değerini bilen araştırmacıların kullanacağı böyle bir üniversiteye bağışlaması sürpriz değil.

Bir üniversitenin tam da kelime anlamına uygun olarak, böyle bir evrensel entelektüel zemin haline gelmesi, böylece siyasi ayrımları hükümsüz bırakması Türkiye’nin pek de alışık olmadığı bir durum.

Ama Talat Halman’ın kendi hikayesi de, Türkiye’nin kendi evlatlarını tüketen bu ideolojik önyargılarının ve mahalle kavgalarının acıklı bir hikayesi aynı zamanda.

Arşivi dijitale aktarıldığından hepimiz o hikayeyi birincil kaynaklardan okuyabileceğiz. 

Özellikle de 1971’de bizzat kurduğu Kültür Bakanlığı’nda geçen beş ayının hikayesini. 

12 Mart darbecilerinin gölgesindeki bir kabinede, Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı olarak Galata Mevlevihane’sinde yeniden sema gösterileri yapılmasına askerleri nasıl ikna ettiğini, Itri’nin 259’uncu ölüm yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na İtri Konseri yaptırmak isteyince, nasıl rejim düşmanı haline getirildiğini, Suna Kan’ın onu nasıl Başbakan Nihat Erim’e şikayet ettiğini, darbecilerin uyduruk suçlamalarla hapse attığı Vedat Günyol, Azra Erhat, Sabahattin Eyüpoğlu’nu kurtarmak için girişimlerde bulununca üzerinin nasıl çizildiğini, beş ay sonra bakanlıktan nasıl alındığını ve bir daha böyle “riskli şeyler” olmaması için Kültür Bakanlığı’nın nasıl kaldırıldığını öğreneceğiz.

Ama her ne kadar kütüphanesine böyle yeni arşivler eklemeye devam etse de Şehir Üniversitesi’nin akıbeti de bugünlerde belli olacak.

Çünkü Türkiye’de işini iyi yapan her kişi ve kurumun başına gelenler onların da başına geliyor. 

Hikaye, 1986 yılında, kurucuları arasında İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden arkadaş olan Ahmet Davutoğlu, Murat Ülker gibi isimlerin olduğu Bilim ve Sanat Vakfı ile başlıyor.

Vakıf, İstanbul’daki her öğrenci ve sosyal bilimlere meraklı insanın bildiği, 40 yıldır alternatif bir üniversite gibi çalışan gerçek bir bilim ve sanat vakfı.

Bu birikimden bir üniversite çıkarılması fikri ise 2007’de vakfın en başından beri sponsoru olan işadamı Murat Ülker’e ait. 

Yapılan uzun hazırlıklar sonucunda 2008 yılında Altunizade’de kiralanan binalarda İstanbul Şehir Üniversitesi kuruldu. 

Aralarında Şerif Mardin, Engin Deniz Akarlı, Ergun Özbudun, İsmail Kara, Mehmet Genç, Serap Yazıcı, Mesut Yeğen, Abdülhamit Kırmızı gibi isimlerin yer aldığı çok renkli ve güçlü bir akademik kadro oluşturuldu.

2008 yılında Başbakan Erdoğan’ın onayıyla üniversiteye Özelleştirme İdaresi’nin elinde olan Dragos’taki Tekel Fabrikası’nın yıllardır atıl halde duran binaları 49 yıllığına tahsis edildi. 

Daha önce Bilkent, Koç, Sabancı, yine Cibali Tekel fabrikasının tahsis edildiği Kadir Has, Yeditepe, yakın zamanlarda İbn Haldun, Medipol üniversitelerine ve diğer vakıf üniversitelerine yapıldığı gibi.

Fakat bu noktada ilk ideolojik direnç ortaya çıktı. 

TMMOB, bazı sendikalar ve Kartal Belediyesi bu alanın ranta açılacağı iddiasıyla tahsisin iptal edilmesi için mahkemelere başvurmaya başladılar. 

Büyükşehir Belediyesi’nin ruhsat vermesine rağmen,  kampusun bağlı olduğu Kartal Belediyesi de yıllarca ruhsat vermeyince, üniversite kendisine tahsis edilmiş ve kirasını ödediği yere taşınamadı. 

Sonunda 2014 yılında Danıştay bu tahsisi iptal etti. 

2015 yılında üniversite, tahsisin yeniden yapılması için tekrar yeni adıyla Özelleştirme Yüksek Kurulu’na başvurdu. 

Üniversitenin başvurusu tekrar 49 yıllığına tahsis içindi ama kurul başka bir seçenek önermişti. 

2010 yılında Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 2. Maddesi’nde yapılan bir değişikle “kamu tüzel kişiliğine sahip eğitim kurumları ve mahalli idarelere” özelleştirme kapsamında yer alan yerlerin devir edilebilmesinin önü açılmıştı.

Bu maddeden yararlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulu, “sadece eğitim faaliyetleri için kullanılmak üzere” kaydını düşerek Dragos’taki Tekel arazisini bedelsiz olarak Şehir Üniversitesi’ne devretti.

Ama bu karara karşı da odalar, sendikalar ve Kartal Belediyesi 17 dava açtı. 

Bu davaların hepsi üniversitenin lehine sonuçlandı. 

Ama yine Kartal Belediyesi’nin ruhsat vermemesi yüzünden binalardaki restorasyon ve inşaat işleri yapılamadı.

Bu arada deniz kenarındaki kıymetli arazi uzun yıllar belirsizliğini koruyunca iştahları kabartmıştı. Yeni Şafak gazetesinde çıkan bir Emlak Konut ilanında, üniversitenin planında kütüphane arazisi olarak ayrılmış alan, ticaret ve konut alanı olarak satılığa çıkarılmıştı.

Bu ilan Kartal Belediyesi’nin fikrini değiştirdi. Belediye buranın esas olarak üniversiteye verilmezse ranta açılacağını görüp, ruhsat konusundaki çekincesini kaldırdı.

Fakat bu kez başka bir kriz çıktı. 

Üniversiteye büyük masraflar etmiş, mütevelli heyeti başkanı Murat Ülker, rektör olarak Prof. Ali Atıf Bir’i atamak isteyince, bugün bir kısmı Cumhurbaşkanlığı’nda görevli olan üniversite akademisyenlerinin ve öğrencilerinin tepkisiyle karşılaştı. 

Bu tepkilerin sonucunda Ülker’in üniversiteyle ilişkisi bozuldu. Ocak 2016’da da kurucusu olduğu üniversitenin mütevelli heyeti başkanlığından ayrıldı.

Ama esas kırılma Mayıs 2016’de Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık’tan istifa etmek zorunda kalmasından sonra yaşandı.

Ortaya çıkan durumu bir işadamı olarak riskli bulan Ülker, üniversiteye verdiği maddi desteği de kesti.

 

Böylece üniversite, 30 milyon TL gibi çok yüksek kira bedelleri ödediği Altunizade’deki kampusunda maddi olarak zor durumda kaldı. 

Kira derdinden kurtulmak için bir an önce Dragos’daki kampusa taşınma kararı alındı. Restorasyon ve inşaatlar için üniversitenin arazisi ipotek gösterilerek Halk Bankası’ndan yatırım kredisi çekildi.

Çok kısa bir sürede inşaatların önemli bir kısmı bitirildi ve üniversite 2017-2018 yılında Dragos Kampusu’nda eğitime başladı.

Fakat bu arada TMMOB tarafından, 2017 yılında idari mahkemesine devir kararın durdurulması için yeni bir başvuru daha yapmıştı. Mahkeme, bu başvurunun devir kararından itibaren 30 gün içinde yapılması şartını gerekçe göstererek reddetti. 

Tuhaf başvuru 2 yıl 52 gün sonra gecikmeli olarak yapılmıştı.

Ama bu hükmün açık olmasına rağmen, itiraz bir üst mahkemeye taşınınca Danıştay 13. Dairesi İdari Mahkemesi iptal başvurusunu işleme aldı. 

Mahkeme, soruşturması sırasında Özelleştirme Yüksek Kurulu’na bu arazinin üniversiteye neden devredildiğini sordu. Fakat Hazine Bakanlığı’na bağlı kurul bu sorulara “idari tasarruf” dışında cevap vermedi. 

Bunun üzerine Danıştay 13. Dairesi, Kasım 2018’de 3’e 2 ile arazinin devri kararını iptal etti.

Üniversite karara itiraz etti, dosya son karar için Danıştay Dava Daireleri Kurulu’nun önündeyken geçen ay bir başka sürprizle karşılaşıldı.

Halkbank, arazi devri iptaliyle ilgili Danıştay’ın kesin kararını beklemeden ve tapusu üniversitede olan sekiz parsel araziden sadece biri davalık iken, kredisinin teminatının riske girdiğini iddia ederek, üniversitenin kredi limitlerine tedbir koydu.

Bunun üzerine üniversite, kanuni zorunluluğu olmamasına rağmen vakfa ait 120 dönümlük bir araziyi ek teminat olarak gösterdi. 

Fakat bu da bankayı durdurmadı. Üniversitenin bütün hesapları donduruldu.

Ekonomik kriz yüzünden inşaat firmalarına, spor kulüplerine borçlarında taksitlendirme, düşük faizli krediler sağlayan bir kamu bankası, 1000’i yabancı, 7000’den fazla öğrencisi olan ve 780 akademisyenin çalıştığı, kontenjanlarının tamamına yakını doldurmuş bir üniversiteye zorluk çıkarmaya karar vermişti.

Son olarak geçen hafta üniversitenin artık olan biteni kamuoyuna duyurmak zorunda kaldığı gelişme yaşandı. 

Kredinin taksitlendirilmesi için bankanın üst düzey yetkilileriyle, Şehir Üniversitesi yöneticileri arasında anlaşmaya varılmasından bir gün sonra, yine bir el devreye girdi ve banka, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurarak üniversitenin diğer bankalardaki tüm hesaplarına da ihtiyati haciz kararı çıkardı.

Üniversite Anadolu yakasında olmasına rağmen, karar Avrupa Yakası’nda aldırılmıştı.

Böylece ülkenin en iyi üniversitelerinden biri, mevcut parasını kullanamayacak, çalışanlarına maaş veremeyecek hale getirildi.

Ahmet Davutoğlu’nun parti kurma girişiminin hıncı ülkenin ve muhafazakar kesimin değerli bir markası olan bir üniversiteye çıkarılırken herkes sessiz. 

Sesini çıkarıp araya girmesi gerekenler en sessizleri. 

Muhafazakar kesimin kanaat önderleri, daha büyük ve “ulvi davalar” için bunun da yapılmasına rıza göstermiş bekliyor.

Talat Halman’ın 12 maddelik bir hayat yemini vardır. Bir maddesi şöyledir: “Karanlığa ve karamsarlığa yenik düşmeyeceğim.”

Maalesef Türkiye’de tutulması kolay olmayan bir yemin bu.

Eğer üniversite bu badireyi atlatarak ayakta kalmayı başarırsa, kütüphane binasının arsasına AVM dikilmezse, o kütüphanede yerini alacak Talat Halman’ın arşivini okuyacaklar, Türkiye’de devletin çeşitli dönemlerde nasıl toplumum birikimini tırpanladığını, kurumları yok ettiğini, entelektüel birikimi örselediğini, doğal akışında giden işlerin, fikirlerin önüne set çekerek toplumsal uzlaşmaları engellediğini görecekler.

Siyasi önyargıları, hırslarıyla bu saçma kararların altına imza atarak, Türkiye’ye zarar verenler, bütün bunları sessizce izleyenler de bu arşivler üniversitenin kütüphanesinde durdukça hatırlanacak.

Bugünlerde sessizlik içinde boğulmaya çalışılsa, failleri hakkında açıkça konuşulamasa da Şehir Üniversitesi’ne 2019 yılında yapılmaya çalışılanların gerçek hikayesini de bir gün bütün çıplaklığıyla üniversitesinin kütüphanesine bağışlanacak başka arşivlerden okuyacağız.

Tarihe adınızı böyle geçirmeyin...

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Zübeyr 29 Ekim 2019 09:16
Devletimize güvenerek yavrumuzu bu üniversiteye gönderdik ama siyasi çekişmelelerle bir ilim yuvası heder edilmek isteniyor.Allah ıslah etsin.
KARAR OKURU 25 Ekim 2019 10:33
Çok çok yazık. ..... Kütüphanelere ne olacak. SANIRIM Böyle kıymetli şeyler için en iyisi dijitallerini çıkarıp iki üç yere vermek. Asıllarını milli kütüphaneye bağışlamaktır.
Murat ÇEÇEN 24 Ekim 2019 23:33
Tüm fikirlerinize katılmasam da zor zamanlarda zor konuları dile getiren nadir yazarlardan olduğunuz için sizi kutlarım. İlla ki mesleğinize başlarken kendinize iş ahlakınızla ilgili başat ilkeler belirlemişsinizdir. O ilkeler de kanımca sağlam gibi görünüyor. Umarım çizginizi koruyabilirsiniz ve hayat, yaşananlar sizi Mürşitefendileştirmez (Bkz. R.N. GÜNTEKİN, Acımak romanı baş kahramanı). Her yaşadığınız olumsuzlukla belirlediğiniz bir ilkenizin üzerini çizmezsiniz ve sonunda tüm ilkelerinizi kaybetmezsiniz. Umarım ilkelerinizi ve ideallerinizi ömrünüz boyunca sürdürebilirsiniz.
ZD 24 Ekim 2019 00:07
Gerçekten çok yazık... Ne diyeceğimi bilemiyorum... "siyasi rejim" her alana kangren (kara basan) olmaya başladı... İnşallah Karar gazetesi sağ salim yoluna devam eder... Allah'tan ülkemize hayırlar dua ediyorum...
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 23:31
Olan biteni okudukça bunlara defalarca nasıl oy verdiğimi düşünüp hayıflanıyorum. Kandırılmış olmak içimi acıtıyor.Kendimi nasıl affedeceğim bilmiyorum.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 22:50
Son 4 yıl içinde kaç üniversite, kaç lise, kaç ilköğretim okulu kapatıldı. Anlamıyormusunuz! Bize tam biat etmezsen senin ilmin, yetkinliğin, çaban, ülkeye katkın hiçbirşey iafede etmiyor. Siz ancak benimle, benim için varsınız..
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 18:26
Dışarıda operasyon varken, zafer nidaları ortalığı inletirken içerde neler neler olmuş!?
Shukru SHAN 23 Ekim 2019 15:43
Merhaba sayın Oğur Yazınızın alt kısmında, Talat Halman’ın 12 maddelik hayat yemininden bahsederek, bir maddesinin: “Karanlığa ve karamsarlığa yenik düşmeyeceğim.” olduğunu yazdınız. Diğer 11 maddeyi merak ediyorum doğrusu. Paylaşırsanız sevinirim.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 20:02
0
Onu da bi zahmet siz bulup okuyun. Dikkatli okuduysanız yazıda bahse konu arşivin dijitale geçirildiğini görecektiniz.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 15:08
Yasim 28, muhafazakar kesimin egitimde geri kalmasini sekulerlerin bizim gibilerin onune koydugu engellerden oldugunu sanardim. Son bes alti yildir bakiyorum da bilimmis egitimmis bunlar bizim ruhumuzda yokmus. O yuzden dusuncelerim gunden gune sekulerlesiyor. Adamlar kendi iclerinden cikan bir universiteyi bile siyasi ofke ugruna harciyorlar. Muhafazakarlarin bilkent, koc, sabanci gibi bir okula on ayak olacagini sanmiyorum
Ana faktör siyasi muhalefet.Halkbank işin mekanizması."Ülker tam kontrole gir, Davutoğlu muhalefet etme." Son tahlilde Erdoğan'ın hanesine eksi puan.Halk bunu yutmaz.Erdoğan bu işi düzeltmeli.Ama "sıfırdan adamları sırtımda buralara getirdim diyor( sa)" o başka.
Ali 23 Ekim 2019 14:04
Muhterem Yıldıray bey, 1933-1939 arasında Türkiye'de MEB'nın ismi Kültür Bakanlığı idi. Bu durum dikkate alınmıyor maalesef. Selamlar
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 13:05
Haydarpaşa garı rantından pay almak için özelleştirilmesine izin veren doyumsuzlar,eğitim amacıyla kurulan bir eğitim yuvasından ne isterler.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 12:38
yakın çevremde bildiğim bir sürü ve çok çarpıcı ''hukuksuzluk ve yolsuzluklar'' var. bunları 'kendime zarar verdirmeden' bildirip adalet sağlayabileceğim bir güvenilir kurum yok... içim çok çok acıyor. yazıklar olsun bu sisteme.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 12:12
Yeni Turkiye rejimi, dostlarini dusman yaparak 'Onlara su bile Yok, ekmege muhtac olacak' dedirten hareketler icinde. Dusmanlarini ise yanina kolpaci yapip salonlarinda ağırlıyorlar. ornegini yargi reformunda ve secimde goruyoruz. Bu kadar tezatligin sebebi, bir kisinin herkese 'ya bana itaat edersin yada kara topragin' mantiginin urunu. Niyet hayir, akibet hayir diyecem ama diyesim gelmiyor bu kadar mantiksiz isler yuzunden
efedamat 23 Ekim 2019 10:55
Alllahımmmmmmmmm diyorum başka birşey demiyorum. bir gün gerçekten samimiyetle Rabbimmmm diyeceğiz ve kimbilir belki o gün arşın kapıları açılmış olacak. işte o zaman kainatın arzın semanın sahibi bu çağrıya cevap verecek.
Karar Okuru 23 Ekim 2019 10:54
Hepimiz bir şekilde başkalarına haksızlık yapıyoruz, zaman geçiyor, sonra başkaları bize haksızlık yapıyor. İslamı referans alan insanların böyle yapmaları ne acı. Şehir Üniversitesi kapanırsa İslami Camia mutlu mu olacak?
YERLİ ŞEHİRLİ 23 Ekim 2019 10:35
ÜLKERin desteği mevzuunu basitçe geçiştirmişsiniz...hadi neyse de; bir de SOROSÇULARın ülkemizdeki özel üniversitelerle olan ilgi ve bağlantılarını yoğursaydınız bu hamur çok su kaldırır demezdim......EKMEĞİNİ YİYEN GAZETECİLİĞİNİ(VS.) YAPAR ...
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 19:19
0
12 Eylül arifesinde yüksek ögretimde sınırlı burs kaynaklarından biri de merhum Sabri Ülker'di. İst. YÜKS.İSL.ENS. 'nde öğrenci ve hocalar dava adına katagorize edilmiş ve o imkanlar bağnazca yönlendirilmişti maalesef.Boykot diye islamî eylemle Enstitü duvarlarını yazılarla boyayan kardeşlerimizden mebus çıkanlar da oldu sonradan. Bursu engellenen öğrencilerden inşaatta çalışanlar vardı. Pakdil, Kısakürek, Mısıroğlu'dan selef efsanesi çıkarmaya çalışanlar ya aynaya ya da arşive baksınlar.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 10:14
Sayın Oğur,yazılarınızda ayrıntıya o kadar çok giriyosunuzki inananın yazınız bal kaymak gibi oluyor,kafamda hiçbir soru karşılıksız kalmıyor,keşke günde iki kere yazsanız.
YERLİ ŞEHİRLİ 24 Ekim 2019 11:01
0
BİRAZ DEĞİL BİR HAYLİ arka plan çalışması yapmanızı tavsiye ederim
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 09:54
Allahın adaletine ertelenen haksızlıklar her zaman sizin kaderinizdir inananlar. Cehennem tehdidiyle korkuyor, göremiyorsunuz. Allah var, hesap günü var, diyor bir yorumcu. Oysa sadece Devlet var. Mahkemeleri var. 'Hesap neden gününde sorulmuyor' diye sormak Allah'ı kızdırmaz. Ama Allah hiçbir zaman cevap vermez. İşi vekiline, Devlete bırakır.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 09:25
Olan bitene hiç şaşırmadım. Siyasal İslamcıların en belirgin özelliklerinden biri aşırı kinci olmalarıdır. Eğitim yuvasıymış, kaliteli eğitimmiş, arşivmiş vs hiç umurlarında olmaz. Varsa yoksa siyasal faydacılık. Bu ülke bu kafayla bir arpa boyu yol alamaz.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 08:48
İslamcılar iktidar olduğunda zulüm bitecek, adil düzen gelecekti. Bir kişi en fazla iki dönem seçilebilecek, siyasi vesayet sona erecekti. İstişareye önem verilecek, mazluma hakkı verilecek, zalimden hesap sorulacaktı. Ne ara roller değişti, nasıl bu kadar hızlı evrilme gerçekleşti? Sapla saman ne zaman birbirine karıştı? Anlayabilene aşk olsun.
Sabahattin Korkmaz 23 Ekim 2019 08:20
Bütün mesele birey olmak, kendisi olmakla alakalı. Güce karşı tırsmamak, yararın önünde eğilmemek..Bunun için elbette yoğun zeka/bilgiye sahiplik de gerekir. Zulmün, baskı ve haksızlıkların ayyuka çıktığı zamanlarda, cesaretten daha değerli hiç bir minval yoktur. Kürtçe de bir söz vardır; "Mîr jî dimre, Evdalê Zeynikê jî!" (Bey de ölür yoksul da.) Yüreğine ve kalemine sağlık, koca çocuk!
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 08:05
Yıldıray Bey, Bizim için dış güçlere gerek yok. Tırpancı zebani gibi bekliyor başımızda. Çok yazık oluyor bu memlekete. Saygılarımla,
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 07:58
BU KİN VE KORKU NİYE? DAVUTOĞLU BEY İ MANİSADA coşkulu KALABALIKLAR karşıladı, ANADOLU AJANSI RESİMLERİ vermeye başladı. On dakika sonra tüm resimler silindi. DAVUTOĞLU BEYİN isminin geçtiği her yere baskı ve zulüm uygulandı. Ama ALLAH ZALİMLERİ SEVMEZ. ZULME ORTAK OLANLARI VE ZULME SESSİZ KALANLARIDA SEVMEZ. MEVLAM GÖRELİM NEYLER NEYLERSE GÜZEL EYLER.
karar okuru 23 Ekim 2019 07:53
size de çok teşekkür ediyoruz, tarih sizi de arşivden okuyacaktır, zor zamanların yiğit yazarı diye...
İbrahim Atış 23 Ekim 2019 07:56
'' 2010 yılında Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 2. Maddesi’nde yapılan bir değişikle “kamu tüzel kişiliğine sahip eğitim kurumları ve mahalli idarelere” özelleştirme kapsamında yer alan yerlerin devir edilebilmesinin önü açılmıştı. '' Burada sorun şu, Vakıflar kamu tuzel kişiligi midir, degilse arazinin bedelsiz tahsisi uygun degildir.
Katre 23 Ekim 2019 07:47
Allah razı olsun görmezden gelmediniz... Lütfen yazmaya ve yaymaya devam edin.. Öğrencilere destek olun...
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 07:46
Kirli siyaset irfana da el uzattı desenize...
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 06:33
Ne yazık...
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 06:12
Keşke tarihe sadece bu nezih üniversiteye yaptıklarıyla geçseler. İktidar ve yandaş basın kaybedilince gerçekler ortaya çıkacak, tarihe layık oldukları gibi geçecekler.
Davutoğlu’nun üniversite ile ilişkisini kestiğini açıklaması gerekir. Belki bu azan iştihaya bir nebze dur der de talebelerin umudu sönmemiş olur.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 05:58
Her canlı bir gün mutlaka ölümü tadacaktir. Bu ülkede yaşayan herkes, bu zulmü bir gün tadacaktır. Yeter ki acele etmesin..
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 04:54
Cehennemde Türklerin kaynadığı kazanların başında nöbetçisi olmayan fıkra geldi aklıma. Hani, neden bu kazanın başında bir nöbetçi yok diye sorulunca: gerek yok! Çünkü kaçmak isteyen biri olursa, bir diğeri ayağını aşağıdan çekiyor olanı...
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 03:50
Tarihe adlari coktan gecti bile ve "simdilik" umurlarinda degil.. bunca aci, bunca haksizlik elbette bir bir yaziliyor.. yemin ederim Allah var, yemin ederim Hesap Gunu var.. keske olmeden anlasalardi.
Has Parti 23 Ekim 2019 03:15
Ben en çok Yök'ün danışman olarak her şeyi danıştığı Prof. Dr. Bülent Arı'nın düşüncelerini merak ediyorum bu konuda. O mu yönetiyor acaba bu operasyonu, televizyonda canlı yayında okumuşların ülkeye felakete sürüklediği okuma yazma bilmeyenlerin daha ferasetli olduğunu söylemişti. Bunu söylediği için Sebahattin Zaim Üniversitesi'nden kovulmuş ama Yök hemen onu danışman yapmıştı. Kesin Yök bu durumu ona danışmıştır o yüzden sesi çıkmıyordur. Bu adamın Yök'e danışman olması 'beyin göçü' sayılır mı? Yök böyle değerli beyinler göçmesin diye bünyesine kattığı için Yök'ün beyni çökmüş olabilir mi?
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 06:53
0
Beyin göçüğü daha yerinde sanki.
KARAR OKURU 23 Ekim 2019 03:07
Teşekkürler Yıldıray. Bir tek sen yazdın. Kimsede ses yok. Zamalama da manidar.
Has Parti 23 Ekim 2019 03:05
Sayın yazar bu ülkede Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bilim ve Teknoloji bakanlığı seçimden sonra Hamidiye Su alımını bırakmış. Yani kültürü yönetenlerin kültürü ve bilimi yönetenlerin bilimsel kafası bu. Bir üniversitenin başına bunlar gelmiş çok mu böyle bir ülkede?
Karar Okuru 23 Ekim 2019 01:40
“Türkiye’de devletin çeşitli dönemlerde nasıl toplumum birikimini tırpanladığını, kurumları yok ettiğini, entelektüel birikimi örselediğini, doğal akışında giden işlerin, fikirlerin önüne set çekerek toplumsal uzlaşmaları engellediğini görecekler” Bunları ve buna benzer şeyleri başka ülkelerde de yapan devlet değil. Bunlara yol veren halktır bunlar ancak onun oluru ya da göz yumması ile olabilir. Bu gerçekle yüzleşmelidir toplumlar artık. Halkın istemediği hiç bir şey uzun süre yaşayamaz. Batı toplumlar ile doğu arasındaki temel fark özgür toplumum açık üstünlüğü. Bu özürlük kafada.
musto 23 Ekim 2019 01:27
Sn Davutoğlu daha ne kadar bekleyecek artık pandoranın kutusunu açsın eteğindeki taşları döksün.Dava mava kalmadı sadece kendisinin namuslu ve dürüst olması yetmiyor. Namussuzları ve yaptıklarını, tek ,tek bu millete anlatması göz önüne sermesi lazım.Tabii bunu yapacak cesaret varsa.
KARAR OKURU 24 Ekim 2019 15:30
0
Musto sana katılıyorum artık kötüler kadar namuslularda konuşmalı
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN