Back To Top
Osmanlı ‘mucize’sini açıklayan üç prensip

Osmanlı ‘mucize’sini açıklayan üç prensip

- A +

CUMARTESİ YAZILARI

Cumartesi yazılarında birkaç haftadır Osmanlı ekonomik düzenine ilişkin farklı görüş ve tartışmaları değerlendirmeye çalışıyoruz. Son olarak toplumsal hadiseleri iktisadi ilişkiler temelinde açıklama iddiasındaki Marksist tarihçilerimizin Osmanlı tarihiyle ilgili eserlerinde bol bol “teorinin doğrulanması” meselesiyle meşgul olduklarını ama Osmanlı tarihinin iktisat bilimini ilgilendiren problemlerine ilişkin somut bir çözüm önerisi geliştiremediklerini dile getirmiştik. “Buna mukabil ‘Marksist olmayan’ tarihçilerin iktisadi yapı analizleri ve problem çözme girişimleri Osmanlı düzeninin anlaşılması yolunda çok önemli bir mesafe alınmasını sağlamıştır” demiş ve iki hafta önceki “cumartesi yazısı”nda bu çerçevede Ömer Lütfü Berkan’ın çığır açıcı çalışmalarına değinmiştik.

Barkan’ın öğrencisi Mehmet Genç muhakkak ki Osmanlı ekonomisinin “mekanizmasını” olduğu kadar “mantığını” anlamak için de dikkate alınması gereken araştırmaları ve daha da önemlisi teorik katkıları olan bir iktisat tarihçimiz.

***

Mehmet Genç bir yanda hocası Barkan’ın yolunu sürdürerek iğneyle kuyu kazarcasına bir çabayla ulaştığı arşiv belgelerini didik didik edip Osmanlı iktisadi yapısının günlük işleyişini tespit etmek ve buradan sistemin mahiyetini anlamaya yönelik çalışmalar yaptı. Diğer yanda ise daha önce Ülgener’in giriştiği -daha ziyade sosyolojik nitelikteki- bir arayışı iktisadi temelde sürdürerek Osmanlı sistemini çözümlemeye girişti.

Biliyorsunuz, Ülgener kapitalizmin kökeninde Protestan dünya görüşünü bulan Weber’in metodolojisini bizim tarihimize uygulamış, Osmanlı iktisadi yapısının arkasındaki zihniyet ve değerler dünyasını ortaya çıkarmaya çalışmıştı. Genç ise Osmanlı toplumunun iktisadi dünya görüşünün ötesinde, tabiri caizse, “sistemin mantığını” tespite yönelmiştir.

Özetle söylemek gerekirse, Genç’e göre, “klasik döneminde” Osmanlı devlet yapısı iktisadî fonksiyonlar görmekteyse de bu fonksiyonlar şırf iktisadî bir mahiyet göstermiyordu.

Diğer yandan, iktisadî mahiyette kararları alan veya uygulayan organlar iktisat-dışı alanlarda görevli olan organlardır. “Kazasker, Kadı, Defterdar, Darphane Nazırı, Gümrük Emini, Divan Beylikçisi, ilh. gibi görevlilerin başka fonksiyonları arasına serpiştirilmiş olan iktisadî kararlar, bir tür yan ürün niteliğinde idi.”

Yani Osmanlı sistemi içinde bugünkü anlamda bir “iktisat politikası”nın mevcudiyetinden söz etmek zor.

***

Bununla birlikte, saygın iktisat tarihçimize göre, Osmanlı sisteminde üç ana prensip bütün iktisadi hayatın mahiyetini ve yönünü belirliyordu. Bunlar iaşecilik, gelircilik, gelenekçilik…

İaşecilik (provizyonizm) halkın ihtiyacı olan ürünlerin piyasada ucuz ve yeterli miktarda bulunmasını sağlamak demek. Bu prensip toplumda kıtlık yaşanmaması için ithalatın kolaylaştırılıp ihracatın zorlaştırılmasını gerektiriyordu. Yani “merkantilizm”in tam aksi… Modern çağda bu durumun iktisadi yapıya ciddi zararlar verdiği muhakkak ama klasik dönemde imparatorluğun örnek işleyişini iaşecilik prensibi temin etmişti.

Gelircilik yani fiskalizm bir yanıyla iaşecilik prensibini de dengeleyen bir işlev görüyordu. Devletin vergi gelirlerini azami seviyede tutmayı öngören bu ilke vergi kaçağını önlemek üzere sıkı bir denetim mekanizması işletilmesini gerektiriyordu.

Gelenekçilik ise, adı üstünde, geçmişte Osmanlı sisteminin başarısını sağlamış olan kuralların ve yönetim usullerinin değiştirilmeden sürdürülmesi demek. Osmanlı tarihçilerinin çoğuna göre, sanılanın aksine bu prensip yüzünden sistemin yeni şartlara uyum sağlayamaması değil, birtakım siyasi ve sosyal etkenler yüzünden bu prensibin terkedilmesi Osmanlı sisteminin işleyişine zarar vermiş ve çöküşü başlatmıştır.

Mehmet Genç’in bütünüyle “yerli” ve orijinal olan bu teorik açıklama modeli hem “Osmanlı mucizesi”nin, yani Anadolu’daki benzerleri arasındaki en küçük beyliğin çok kısa sürede büyüyüp gelişerek 600 yıl ayakta kalabilen bir imparatorluğa dönüşmesinin sırrını hem de bilahare Batıda ortaya çıkan kapitalist ekonomiye dayalı siyasi güçlerle niçin rekabet edilemediğini ve sistemin neden çöktüğünü izah eden bir çerçeve sunuyor.

***

1962’de hocası Barkan’ın yanında başladığı doktora çalışmasını ulaştığı bulguları “teori kurmak için” yeterli bulmadığı için bugüne kadar tamamlamamış olan büyük iktisat tarihçimizin adı geçtiğinde hemen hatırlanan bu “üç prensip” Osmanlı iktisat düzenini anlamak ve açıklamak yolunda sarf edilmiş bir ömrün ürünü olarak tek başına yeterli olsa da Mehmet Genç’in bu sahaya olan katkısı yalnızca “üç prensip” öne sürmekten ibaret değildir. Söz gelimi imparatorluktaki tımar ve malikane sisteminin, toprak düzeninin, vergi rejiminin vs. hangi esaslar üzerinde tesis edildiğini, hangi yollarla uygulandığını ve devlet ve toplum hayatına ne kazandırdığını da diğer yandan aynı kurumların hangi sebepler yüzünden daha sonra dejenere olduğunu da Mehmet Genç’in çalışmalarından izliyoruz.

Daha da önemlisi, söz konusu üç prensibin cevabı olduğu sorular Mehmet Genç’in dikkatimize getirdiği üç problematik bağlamında üretilmiştir ve Osmanlı sisteminin özellikle Batı karşısındaki konumu çerçevesinde sergilediği mucizevi başarının izahına yöneliktir.

“Bütün parametreleri ile Osmanlı Türkiye’sinin 4-5 misli büyüklükleri kontrol etmekte olan Avrupa” karşısında yüzlerce yıl boyunca genişlemesini sürdürebilen, Batıdaki Sanayi Devrimi sonrasında başlayan gerilemesini de yine yüzlerce yıla yayabilen, yani bu şartlarda bile daha iki-üç asır ayakta kalabilen bir sistemin izahıdır bu…

Problemin büyüklüğüyle orantılı büyüklükte bir çözüm girişimi…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 20 Kasım 2017 00:05
Ö.L.Barkan’ın analizlerini çok dikkatli yorumlamak gerekir. Fransız Annales Okulu ve Fernand Braudel’in iktisat tarihi üzerine yaptığı çalışmaların Osmanlı İmparatorluğu bölümünü Barkan hocanın analiz ettiğini dikkate almazsak çok yanıltıcı sonuçlara gideriz. Özetle Braudel ve Barkan’ı birlikte okumalıyız. M. Genç hocada bu ekolü devam ettiren değerli çalışmalar yapmıştır. Barkan yazılarınızda bu faktörleri dikkate almanız gerekir diye düşünüyorum.
KARAR OKURU 18 Kasım 2017 21:28
osmanlı mucizesi mi varmış?
Emekli bir vatandaş 18 Kasım 2017 15:41
Allah rahmetiyle muamele eylesin.
KARAR OKURU 18 Kasım 2017 10:48
Birisi çıkıp demiyor batı coğrafi keşif yaparken sanayii çağını yaşarken Osmanlı ne yapıyordu
KARAR OKURU 18 Kasım 2017 12:29
7
biri de çıkıp sana, 700 yıl ayakta kalmış bir imparatorluktan niye nefret ediyorusun , geleneği olmayan zihinler hep başka geleneklere eklemlenir kendine yabancılaşır madara olursun, eleştiri başka kötülemek başka demiyor mu?
KARAR OKURU 18 Kasım 2017 14:03
1
Doğru, mısırlılar kediyi evcilleştirirken Batılılar ne yapıyordu peki, soruyu tersten soralım, yahut çinliler ipek yetiştirirken, güney amerikadakiler naapıyordu? Sibirya... O koca sibirya... İnlerin cinlerin top oynadığı, periler ve cadıların fink attığı zannedilen sibirya ne yapıyordu sümerler yazıyı bulurken vs. geniş düşünün biraz yahu... kafanızı iki aleme sıkıştırmayın, tarihin nimetlerinden faydalanın, tarih, iyi okunursa çok zevkli bir alan. Yazar mehmet genç'ten bahsetmiş, dur bakayım, onun bi sözü vardı, kapak gibi: Türk tarih yazıcılığı, maalesef, sınırları dışına çıkamamıştır.
Takipci 18 Kasım 2017 19:52
0
Karar Okuru 10:48, hakli bir soru sormussunuz, tesekkur ederim. M.Genc hocamizin adi gecen kitabinda bu soru'nun cevabi olabilecek dolayli aciklamalar var. Bir ornek olarak, 18. yuzyilin 2. yarisinda devlet eliyle Yelken Bezi uretimi var. Yeterli bilgi ve malzeme olmadigi icin Polonyali bir usta araciligi ile yapilmis (S.245-51). Bu isin nasil olumsuz sekilde sonuclandigi ise tam ibretlik...(S.250).
cevat karakalem 18 Kasım 2017 05:50
Iaseciligin merkantelizmin tersi anlamina geldigi tam dogru degil kanaatindeyim. Aslinda "ekonomi politikasi" anlaminda klasik donemde uygulanan tek bilincli strateji bu olmustur ve genelde sadece Istanbul basta olmak uzere bir iki buyuk sehri kapsar. Enteresan bir bilgi olarak sunayim, o devirlerde kimse Istanbul'un et ihtiyacini karsilama ihalesini "kazanmak" istemez, cunku bu is genelde o kisinin zarara ugramasi ile sonuclanir. Herhalde Bati ile asil fark Avrupa'da ihtiyaclardan oturu, uzun sure devam eden catismalar ve yeni pahali silahlarin kullaniminin yayginlasmasi sonucu, gorece olarak kaynaklari kisitli devlet ve devletciklerin bir "iktisat politikasi belirleme zorunlulugunu" farketmeleri ile basladi. Bu yuzden bankacilik, borsa, modern anlamda sirket v.s. benzeri kurumlar gelisip kok saldi.
Tatar 18 Kasım 2017 13:02
1
ihtiyaçlar insanı tetikler; bunu yüz binlerce yıl evvelki insanlarda da görebilirsiniz, bugün de... Evet, Batı'nın asıl gücüne ulaşmasının temellerinde ihtiyaçlar fazlasıyla etkili, ama Osmanlının askeri ihtiyaçlarının da onu Batıya yönlendirdiği de bir gerçek. Ki yenileşmenin askeri alandan başladığını bilmem söylemeye gerek var mı? Demem o ki, Batıya yönleniş ideolojik bir tercihten ziyade, zaruretlerin sonucudur. Bir devletin ayakta kalması ne kadar önemliyse, insanı bulduğumuzda, bir insanın hayatta kalabilmesi de o kadar önemli. İkisi arasında paralellik var. İnsanoğlu hayatta kalabilmek adına, bence, en yakınını bile yer. Koşullar oluşunca her şeyi yapar bence. Bu söylediğim insan ruhuyla ilgili. Bunu daha özel bir alana, bir devlete uygulayın... Olumlu anlamda da olumsuz anlamda da...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN